Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Yunanistan ::::: Sisam ::::: Cennetten bir köşe... SAMOS (1.Bölüm)        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Yunanistan Sisam 30 Mart 2018 29 Ağustos 2017
31 Ağustos 2017
334 4 TAMER 

 Cennetten bir köşe... SAMOS (1.Bölüm)
 (Gezi)

2016 yılının aynı tarihlerinde Sakız Adasında olduğumuzu hatırlatıyor Facebook anıları. Tam bir sene sonra ise bu sefer başka bir Yunan adasındayız; Sisam... Onlar ise Samos diyorlar...

Elbette yine Yunan mezeleri, ahtapot, kalamar, barbun ve tabi ki Uzo... Burnumuzda tütmeye başlamış yeniden. Muhteşem denizi ve tertemiz plajları da yabana atmayalım. Kurban bayramı öncesinde 2 gün Sığacık ve 3 gün de Samos olarak planlarımı yapmış, otel, feribot, konaklama hepsini bir çırpıda halletmiştim.  

Türkiye'den Samos'a gitmek için bir çok feribot alternatifi var. Biz Kuşadası'ndan  Meander (tatillimanı) firması ile Vathy' ye (Samos Town) geçmeyi tercih ediyoruz. 

İnternette arama yaptığınızda (https://www.tatillimani.com) sitesinden biletlerinizi alabiliyorsunuz.

Ayrıca Ertürk lines (https://www.erturk.com.tr) ve Turyol firmaları (http://www.turyolonline.com) Samos'a feribot seferleri düzenliyor. Yalnız Meander ile Ertürk lines Kuşadası'ndan Vathy (adanın kuzeyinde) veya Pythagorion (adanın güneyinde) şehirlerine sefer düzenlerken Turyol firması Sığacık'tan (Seferihisar) Karlovasi (adanın kuzeybatısında) şehrine sefer düzenliyor. Kalacak yerinize göre bunlardan birini seçebilirsiniz.




İki gün önceden gidiyorum feribot telaşı olmasın diye. Hem şimdiye kadar hiç görmediğimiz Sığacık'ı görmek için de bir fırsat yaratıyorum böylece. Sığacık'ta çok güzel iki gün geçirdikten sonra, Kuşadası'ndan Samos'a geçmek üzere tüm hazırlıklarımızı tamamlıyoruz. Feribot saat 09:00'da ancak internet üzerinden biletinizi almış olsanız da mutlaka seferden bir saat önce Meander ofisinden (hemen Kuşadası Port'un karşısı) check-in yaptırmanız gerekiyor. 08:30 gibi kısa bir kuyruk sonrasında hızlıca biletlerimizi alıp limana geçiyoruz. Bu sırada bavullarla beklemenize gerek yok eğer birden fazla kişiyseniz, bir kişi herkesin pasaportunu alıp tüm işlemleri yaptırabilir. Diğerleri bavulları alıp limana geçebilir. Esas sırayı burada bekliyorsunuz. Pasaport çıkış biraz zaman alabiliyor. Eğer SGK'lı çalışansanız e-devletten alacağınız 4A Hizmet dökümünü emekli iseniz de yine e-devletten alacağınız belgenizi yanınızda bulundurmanızda fayda var. OHAL gereği devlet memuru olmadığınızı bu şekilde belirtmeniz gerekiyor.


Neyse bu kısa bilgiler sonrasında yazımıza dönelim. Tabi ki feribot 09:00'da kalkamıyor. Tüm check-in yaptırmış yolcuların pasaport çıkış işlemlerinin bitmesi ve feribotumuzun motor çalıştırması 10:15'i buluyor. Burada şunu belirtmeden geçemeyeceğim, yolculuk süresi ve Yunan pasaport girişini de hesaba kattığınızda adaya ayak basmanız 12:00'yi bulabilir. Eğer günü birlik adaya geçiyorsanız dönüş feribotunuz 17:00'de ve bu feribot için de 16:00'da limanda olacağınızı düşünürseniz, 4 saatte hiçbir anlamı olmayan bir gezi yapmış olacaksınız. Liman ve çevresinde de (yani Vathy şehrinde) aman aman bir şey yok, böylece sadece Vathy'de bir kordon turu, kahve, dondurma için bunlara katlanmış olacaksınız, dönünce de "amaaan Samos'ta bir şey yokmuş zaten" diyeceksiniz. Bu yüzden tavsiyem günü birlik Samos gezisi çok akıl karı bir iş değil.




Pasaport kontrolünden sonra limana ayak basıyoruz. Araba için önceden rezervasyon yaptırmış olduğum şirketin ofisi limandan çıkınca 250-300 metre solda. Adaya aykırı bir şekilde çabucak işlemlerimiz halloluyor ve arabamızı teslim alıp bavulumuzu bırakmak üzere yine çok yakındaki otelimizi buluyoruz. Otel sahibimiz Tassos çok genç ve yardımsever biri. Hatta aracımız için benzin almak gerektiğini en yakın benzin istasyonunun nerede olduğunu sorunca "ben hemen motorla alıp gelirim siz yorulmayın..." diyecek kadar ilgili ve yardımsever. Odamız deniz manzaralı, keyifli bir oda... Hemen eşyaları bırakıp harita üzerinde Tassos'un işaretlediği yerlere göre kafamda üç günlük planı yapıp kendimizi Samos sokaklarına bırakıyoruz.



Denizin rengi bir harika...


Genelde Yunan adalarında kiraladığım araçlar ile bir sıkıntı yaşamamıştık ama bu sefer Hyundai Accent marka araç biraz eski ve hor kullanılmış geldi şansımıza. Çevirirken direksiyonundan eski İstanbul dolmuşları gibi ses bile çıkıyordu. Yine de keyfimizi kaçırmadı bu durum ve önce muhteşem denizin tadını çıkartmak için adanın güneyine doğru iniyoruz. Bugün hava poyraz, kuzeyden esen sert rüzgar adanın kuzeyinde yani Kokkari bölgesinde dalgalarla denize girmeyi imkansız hale getiriyor. Bu yüzden otel sahibimiz Tassos'un önerisi ile Psili Ammos' a gidiyoruz. Arabayı neredeyse denizin kenarına kadar çekerek muhteşem bir denize girmek için hazırlanıyoruz. Sahilde zeytin ağaçları ve şezlonglar var ama bir kişi bile yok bizden başka. Neden, niçin diye düşünmeden hemen kendimizi turkuaz rengi sulara bırakıyoruz. Bu kadar güzel ve keyifli bir denizi Datça'dan başka yerde gördüğümü hatırlamıyorum. Keyfini iyice çıkartıyoruz. Sonra arkamızda kalan tesiste içecek bir şeyler bulabilir miyiz diye bakınıyorum ama hala kimse yok. Saat üçü geçiyor ve önce bir kadın geliyor şezlonglara sonra bir de çift. Neyse en azından yaşam var bir şekilde. Yolun öteki tarafına geçiyorum ve havuzlu bir otel görüyorum, bizim denize girdiğimiz alandaki şezlonglar da sanırım bu otele ait. Bir sürü İtalyan var etrafta, sanırım İtalyan tatil köyü gibi bir yer burası. Bara geçip bir bira ve kahve sipariş ediyorum. Kahve 1, bira 1.50 euro. 

Evet tahmin ettiğim gibi İtalyan Tatil Köyü burası, barda animatör bir arkadaşla unutmadığım kadarıyla İtalyanca konuşuyoruz biraz, Türkiye'yi çok sevdiğini, altı ay kadar yaşadığını ve bir Türk sevgilisi dahi olduğunu anlatıyor. Bu sene tekrar geleceğini ve Kapadokya'yı görmek istediğini söylüyor. İçeceklerimi alıp vedalaşıyoruz ve mutlaka Kapadokya'yı görmesi gerektiğini, dünyada başka hiçbir yerde böyle bir yer göremeyeceğini söylüyorum. Bir turist bir turisttir. Hele bu dönemde...

Tekrar sahile dönüyorum, eşim kahvesini ben de biramı bitirdikten sonra giyinip arabamıza atlıyoruz. 



İstikamet Pythagorion...

Pythagorion Pisagor'un doğduğu yer. Adı'da oradan geliyor zaten. M.Ö 588 tarihinde bu adada doğan Pisagor, M.Ö 529 tarihinde Güney İtalya'nın zengin liman şehirlerinden biri olan Crotona'ya göç etmiştir. Bu tarihlerde burada zengin ve soylu gençleri etrafında toplayarak bir okul kurmuş ve "dinleyiciler" ve "matematikçiler" olarak sınıflandırdığı kademeli bir sistemle Babil ve Mısır kahinlerinden almış olduğu 34 yıllık eğitimlerin sonucunda oluşan öğretilerini öğrencilerine aktarıyordu. Hatta Kopernik'in, dünyanın yuvarlak olduğunu, bir ateş kümesi çevresinde sürekli olarak döndüğünü ileri süren görüşünün de bu okuldaki felsefi tartışmaların sonucunda ortaya çıkmış olduğu kabul edilir. 


Ve tabi ki ünlü Pisagor Teoremi; 

c2 = a2 + b2

"Hipotenüsün karesi dik kenarların karesinin toplamına eşittir."


Matematiğin kutsallığına inanmıştı. Çıkan bir ayaklanmada okulunun kapatıldığı ve M.Ö 500 yılında öldürüldüğü tahmin ediliyor.   

Pythagorion'da Pisagor'un anısına bir heykeli bulunmakta. Fotoğrafını çekmemek olmazdı elbette, büyük ustanın anısına...



Pisagor...


Pythagorion mükemmel bir liman kenti. Çok beğeniyoruz. Kıyıda restoranlar, kafeler... Mutlu insanlar, sahile bağlı tekneler, günlük tur tekneleri, harika bir görüntü var. Ayrıca sahilden içerilere doğru giren ara sokakları muhteşem. Bir kafeye oturup hem denizi, hem gelen geçeni seyredip, buz gibi birer Mythos birası içiyoruz. Bu arada bir tur teknesi yanaşıyor, hoparlöründen Zorba filminin müziği ile. Yolcular keyifli, müzik eşliğinde tekneden iniyorlar. 


Pythagorion Limanı...

Adaya gelip de meşhur Pisagor Bardağı (Pisagor Adalet Kupası) almadan dönmeyin. Adanın her yerinde hediyelik eşya satan dükkanlarda mutlaka bulabilirsiniz. Ben buradan almayı tercih ediyorum. Pisagor'un tasarladığı bu kupanın özelliği herkese eşit miktarda içki içmeyi sağlaması, uyanıklık edip de kendi bardağınıza herkesten fazla doldurmaya başladığınız anda sınırı geçince bardaktaki tüm içki altındaki delikten boşalıp gidiyor. 




Pisagor Adalet Kupası...


Bir çeşit "Aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz..." dersi gibi. Ya da "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma..." misali gibi.

Yani aslında "Hayatın sundukları bilmeyen insanlar, daha fazlasını arzuladıklarında ellerindekini de kaybederler..."  mesajını vermiş Pisagor bu Adalet Kupası ile tabi anlayana...


Benim için bir Yunan adası klasiği... (Bu da benim adalet kupam)



Manzaramız harika...



Tavernalar akşam için hazır...


Biraz sokak aralarında dolaşmaya başlıyoruz. Keyif veriyor bize bu sokaklar. Evinin önünde balık ağlarını onaran yaşlı amcaya birlikte fotoğraf çektirip çektiremeyeceğimizi soruyorum. Şaka yollu kırık İngilizcesiyle "paparazzi değilseniz, izin veririm" diyor. Adı Nikos'muş, fotoğrafımızı çekip, kolay gelsin dileklerimizle ayrılıyoruz yanından...



Nikos ile aramız iyi...



Sokak aralarında estetik detaylar...


Artık akşam olmak üzere, burayı o kadar beğeniyoruz ki akşam yemeğini burada yemeye karar veriyoruz. Sıra sıra restoranların hepsi birbirinden çekici. İştah açıcı kokular mutfaklardan yükselmeye başlamış. Şimdi adını hatırlayamadığım bir tanesine oturuyoruz. Tassos Elia restoranı önermişti ama bu restoranı daha samimi buluyorum. Garsonun sıcak ilgisi belki de bizi buraya çekiyor. Hemen ön masalardan birine alıyor bizi garsonumuz. Siparişlerimizi vermeden önce hemen bir yirmilik Uzo söylüyorum. Ama suyu da Uzo bardağında içmek istediğimi anlamıyor bir türlü,  su için normal su bardağı getiriyor. Neden sonra anlaşıyoruz, ama hala kafasında neden diye bir soru işareti olduğuna eminim... 


Su bardağı için çok mücadele ettim...


Sonra cacıki, fava, ızgara peynir, köz patlıcan gibi klasik mezelerimiz geliyor. Ve tabi ki peynirli Grek salat... Keyifli bir sofra oluyor. Artık güneş batmış, herkes yavaş yavaş restoranlara yerleşmiş, konuşmalar, kahkahalar çatal bıçak seslerine karışıyor. 




Masamız keyifli... 


Kalamar, karides, sardalya derken inanılmaz doyuyoruz. Ancak hala tabaklarımızda bir şeyler var. Masamızın küçük misafirleri bu gece epeyce sebepleniyorlar bizden...


Küçük misafirlerimiz memnun...


Gece manzara daha da mükemmel oluyor...


Kahvelerimizi yudumlarken manzaranın keyfine doyum olmuyor gerçekten. Pythagorion gerçekten çok güzel bir yer, çok beğeniyoruz. Kalbimiz biraz burada kalıyor. Artık otelimize dönme vakti geliyor...


* * *

Ertesi gün kahvaltımızı ederken Tassos'un annesi ile tanışıyoruz. Tassos reçelleri annesinin yaptığını söylüyor. Bir reçel canavarı olan eşim zaten çok beğenmişti hepsini. Teşekkür ediyoruz. Kadıncağız çok seviniyor, gidip mutfaktan bize bahçeden kendisi için topladığı biberlerden ve domateslerden getirip ikram ediyor. "Organik bunlar, benim bahçemden" diyerek. Son derece samimi bir yapısı var. Tassos hikayelerini anlatıyor bize. Annesi ile babası uzun yıllar önce ceplerinde tek kuruş olmadan Avusturya'ya çalışmaya gitmişler ve uzun yıllar çalışıp para kazandıktan sonra baba toprağı olan Samos'a geri dönüp bu oteli inşa edip çalıştırmaya başlamışlar. Tassos biraz modernize etmiş tabi büyüyüp işin başına geçince. Her şeyi özenle ve el birliği ile yapmışlar ailecek. Odaların perdelerini Ayvalık'tan aldığını söylüyor Tassos mesela, daha ucuz ve daha kaliteli olduğu için.  

Kahvaltı sonrası arabamıza atlayıp bu sefer adanın doğusunun en kuzeyinde bulunan "Livadaki Beach" e gideceğiz. Vathy'de yani Samos merkezde kaldığımız için Livadaki Beach bize çok yakın. Ana yoldan Livadaki Beach tabelasını takip ederek 15 - 20 dakika süren bir bozuk yol deneyimi ile muhteşem bir koya ulaşıyorsunuz. İlk defa gidenler için bu yol gerçekten doğru yol mu endişesini gidermek amacıyla neşeli tabelalar koymuşlar ara ara...


Tabelalar doğru yolda olduğumuzu gösteriyor...

Küçük bir tesis var bir şeyler yiyip içebileceğiniz. Sahilde de modern şezlonglar ve şemsiyeler... Ancak bugün de rüzgar kuzeyden esiyor hala dünkü gibi. Bu yüzden bu muhteşem koyun denizi dalgalı. Çok istememe rağmen üşeniyorum bu dalgalı denize girmeye ve bir daha ki sefere inşallah deyip buradan ayrılıyoruz.  




Livadaki Beach...


Şimdi kuzeyden adanın batısına doğru gideceğiz. Hedefimiz önce Kokkari, sonra Karlovasi'yi görmek. Dönüşte de akşam güneşi adanın tam ortasında ve en yüksek yerinde kurulmuş yerleşim yeri olan Manolates'te batırmak ve manzaranın en güzelini yakalamak.

Livadaki' den Kokkari bozuk yolda geçen 15 dakika dahil toplam 40 dakika sürüyor. Denizin kıyısından keyifli bir yolculuk sonrasında Kokkari'ye ulaşıyoruz. Hava hala poyraz, kuzeyden esen rüzgar adanın kuzeyinde denizi epey coşturmuş durumda. Arabamızı park edip Kokkari sokaklarında biraz dolaşıyoruz. Kokkari'de ana cadde zaten sahildeki binaların arkasından geçiyor. Bu binaların çoğu da zaten kafe ve restoran olarak işletildiğinden caddeye bakan kapısından girip denize açılan kapısından sahile çıkabiliyorsunuz. Caddenin diğer tarafındaki binalar ise genelde motel ve pansiyon olarak kullanılıyor.   





Denizin rengi tek kelime ile muhteşem. Ancak burası bugün tam kuzeyden esen rüzgarı aldığı için çok fazla dalga var. Sahilde güneşlenen insanlar arasında hiç denize giren yok doğal olarak...




Denizin rengi muhteşem ama çok fazla dalga var...


Kahve molası ve biraz güneşleniyoruz...


Sahile paralel ana cadde...


Kahvemizi içip biraz güneş altında D vitamini ihtiyacımızı giderdikten sonra Karlovasi'ye doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde rastladığımız Tsamadou Beach her ne kadar yukarıdan mükemmel gözükse de aşağı inmek içimizden gelmiyor. :) Çünkü gerek daha önce okuduğum bloglardaki yorumlar gerekse otel sahibimiz Tassos'un uyarıları buranın bir çıplaklar kampı kadar rahat bir yer olduğu konusunda birleşiyordu. Sadece denizin güzel görüntüsünü fotoğraflamak için bir süre duruyoruz. Gerçekten de yukarıdan görüldüğü kadarıyla bile güneşlenenlerin çok rahat olduğu bir yer olduğunu söyleyebilirim. Meraklılarına bu bilgiyi de vermiş olalım...  



Tsamadou Çıplaklar Kampı...


Devam edecek...



















 Yazılan Yorumlar...
TAMER
(30 Nisan 2018)

Sevgili Hakan,
Gidiş - dönüş yine 45 €. Ancak 25 € bilet + 20 € Liman vergisi şeklinde. Yine de adanın genel ucuzluğunu dikkate aldığında değer bence. Bu yaz tekrar gitmeyi düşünüyorum, bu kez daha uzun ve sadece deniz tatili yapmak için gideceğim.

Sevgiler...

hakangeziyor
(30 Nisan 2018)

Sevgili Tamer, eksik kalan önemli adalardan birisi benim için Samos. En temel sebebi de eskiden sadece Kuşadasından feribot vardı ve 3 sene önce 45 Euro fiyat istemişlerdi. Bu rakam bana çok pahalı geldi nedense, hemen burnumuzun dibi olmasına rağmen bana yüksek gelmişti. Bir de 4 kişilik bir aile düşünürsen ciddi maliyet oluyor. Diğer adalara ulaşım fiyatından da pahallıydı zaten. Anladığım kadar ile bu iş biraz daha yaygınlaşmış ve toparlanmış. Ne kadardı ücret hatırlıyor musun?
Kalemine sağlık arkadaşım...

TAMER
(09 Nisan 2018)

Teşekkürler sevgili Erdin Bey,
Ben de severek yazdım bu yazıyı ve çok keyif aldım Samos adasından... Sakız adası da bana çok keyifli gelmişti zaten, demek ki doğayı, doğalı ve güzeli korumak lazım her zaman.
Sevgiler

Erdin İVGİN
(06 Nisan 2018)

Sevgili Tamer, yine çok güzel bir yazı ve görsellerle Sisamı bize tanıtmışsın.

Yazını okuyup fotoğraflarına bakınca -Sakız adasında da aynı şeyleri hissetmiştim- eski günleri hatırladım. Sisam da Sakız da sanki bizim 1970 - 1980 lerdeki Ege sahilleri gibi. Şimdiki gibi bina yığını olmamış, çirkinleşmemiş. Biz sahillerimizi beton yığınına çevirirken onlar korumuşlar, güzelleştirmişler.

Sisam da gidilecek yerler listeme eklendi.

Kalemine sağlık...

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.