Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Tunus ::::: Tunus ::::: Tunus’un Başkenti Tunus        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Tunus Tunus 26 Nisan 2018 25 Kasım 2009
30 Kasım 2009
1919 2 muratozsoy 

 Tunus’un Başkenti Tunus
 (Gezi)

"Sabahü'l khayr!..", "şükran!..", "ehlen ve sehlen!.."

Sabahın erken saatlerinde Hammamet'ten ayrılıp başkent Tunus'a doğru yollara revan oluyoruz. Otobüsümüzün kaptanı ve yerel rehberimizle karşılıklı "Sabahü'l khayr" diyerek hayırlı sabahlar diliyoruz birbirimize. Teşekkür için "şükran", merhaba yerine "ehlen ve sehlen" diyoruz.

Başkente giden yolun her iki tarafında göz alabildiğine uzanan zeytin ağaçları gerçekten çok etkileyici. Tunus'un serveti bunlar... İtalya ve İspanya'ya konteynırlarla zeytinyağı ihraç ediyor Tunus. Oralarda şişelenip İtalyan, İspanyol zeytinyağı diye dünyaya pazarlanıyor.

İtalyan, İspanyol alıcılar Tunus'a gelip zeytin tarlalarını denetliyor. Zeytinler daha ağaçtayken alıcısını buluyor. Zeytin hem döviz getiriyor, hem de iş olanağı sağlıyor. Toprak sahipleri, toplanan zeytinin beşte birini ücret olarak işçiye veriyor. 55 milyonun üzerinde zeytin ağacı bulunuyor ülkede. Bu demektir ki, Tunus'ta kişi başına düşen zeytin ağacı sayısı beşi aşmış! Zeytin yanı sıra portakal, limon, elma, muz ve incir de yetişiyor Tunus'ta. 4 milyona yakın çalışan nüfusun yarıdan fazlası tarımla uğraşıyor.

Kırsal bitiyor, yavaş yavaş kent görüntüleri belirmeye başlıyor. Ve işte başkent bulvarlarındayız... Başkent Tunus, çevresiyle birlikte yaklaşık 2 milyon nüfusa sahip. 7 Kasım meydanında dolaşıyoruz. Teşbihte hata olmaz deyip Big Ben'e benzettiğimiz meydandaki saat kulesi ta uzaklardan bile dikkatimizi çekiyor! 7 Kasım meydanı ile Bağımsızlık meydanını birleştiren Habib Burgiba bulvarında kentin havasını ciğerlerimize çekiyoruz. Yolun her iki yanı ağaçlarla dolu; kaldırımlarsa kafelerden geçilmiyor. Sanki Paris'teyiz!..


"Tunus'un Atatürk'ü" Burgiba ve Türkiye sokağı

1956'da Tunus Fransa'dan bağımsızlığını kazanır. 1957-87 arasında 31 yıl süreyle Burgiba cumhurbaşkanlığı koltuğundadır. O dönem Tunus siyasi yaşamına tek parti sistemi hakimdir. Burgiba Paris Üniversitesi'nde hukuk ve siyaset bilimi okumuştur. Orada evlendiği Fransız eşi Mathilde, Tunus Fransa'dan bağımsızlığını kazanınca, adını Moufida'ya değiştirir, Müslüman olur. Ancak muhabbetleri 1961'de boşanmayla noktalanır. Burgiba ikinci eşiyle evlenir.

Burgiba, 1 Ekim 1987'de Zeynel Abidin Ben Ali'yi başbakanlığa getirir. Aradan beş hafta geçer ve Ben Ali, yaşlı cumhurbaşkanı Burgiba'nın sağlık sorunlarını gerekçe göstererek iktidarı devralır. Burgiba'nın adını taşıyan bulvara da iktidarın el değiştirdiği tarih olan 7 Kasım adı verilir. Ancak, tıpkı Ankara Bahçelievler'deki "Aşkabat" caddesine vatandaşın "7.cadde" demeye devam etmesi gibi, Tunuslular da bulvarı Tunus'un kurucusunun adıyla anmaya devam eder.

Burgiba 2000 yılında 97 yaşındayken hayata gözlerini yumar. Gerçekleştirdiği reformlar nedeniyle, kimi kaynaklar "Tunus'un Atatürk'ü" olarak niteler Burgiba'yı. Tıpkı bizde Tunus caddesi olması gibi, Tunus'ta da "Rue de Turquie" ile "Rue Kemal Ataturk" yani, "Türkiye sokağı" ve "Kemal Atatürk sokağı" bulunmakta.




"Tunus'lu Büyük Bilge" İbn-i Haldun

Bağımsızlık Meydanı'nda İbn-i Haldun'un dev heykeli selamlıyor bizi. İbn-i Haldun 1332 Tunus doğumlu, ünü tüm dünyayı tutmuş bir Arap tarihçi, şair ve felsefeci. İbn-i Haldun'un Tunus banknotlarındaki resmini anımsıyorum hemen. Hatta bir 10 Tunus dinarı çıkarıp bakıyorum, heykelle resim birbirine benziyor mu diye. Benziyormuş...

Batıda, İbn-i Haldun "Tunus'lu Büyük Bilge" olarak tanınıyor. En ünlü eseri Mukaddime'yi değerlendiren kimi Batılı felsefecilere göre, hiçbir ülkede, hiçbir çağda, hiçbir insan zekası böyle bir tarih felsefesi ortaya koyamamıştır. 1800'lü yılların Osmanlı devlet ve bilim adamı Ahmet Cevdet Paşa'nın üzerinde de önemli etkisi olmuş Mukaddime'nin.


Tunus'ta Fransız etkisi

Bağımsızlık Meydanı'nda görkemli bir mabet dikkatimizi çekiyor. Aziz Vincent de Paul Kilisesi'nin önüne gelmişiz meğer. 1882'ye tarihleniyor dev kilise.

Tunus'un Fransız himayesine girişi 1881. Fransızlar, Tunus'ta himaye yönetimini kurar kurmaz hemen kilisenin inşasına girişmiş olsalar gerek, diye düşünüyoruz. Güney Afrika Anglikan Kilisesi'nin ufak tefek siyah Başpiskoposu Desmond Tutu'yu gel de anma şimdi! "Misyonerler ülkemize ilk geldiğinde onların elinde İncil, bizim elimizde toprağımız vardı. Şimdi bizim elimizde İncil, onların elinde toprağımız var!.." dememiş miydi?

Buraya "Bağımsızlık Meydanı" adının verilmesinin nedeni, Fransa'dan 1956'da elde edilen bağımsızlık. İlginçtir Fransa Büyükelçiliği de, Fransız kilisesi de, Fransız Bulvarı da meydana bir taş atımı mesafede. Fransa, ordusundan kültürüne dek her şeyiyle varlığını hissettirmiş Tunus'ta. Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Andre Gide gibi dünyaca ünlü Fransız aydınları Tunus'a gelmiş, Paris'i anımsatan kafelerde hasbıhal eylemiş, Tunus'u konuşmuş, Tunus'u yazmışlar. 70 küsur yıllık Fransız himayesi ardından bağımsızlık elde edilmiş. 20 Mart Bağımsızlık Günü, her yıl bayram olarak kutlanıyor.



Tunus'un mal alıp sattığı ülkeler arasında, Fransa açık ara önde gidiyor. Diğer ticaret ortakları İtalya, Almanya, Libya, İspanya ise epey gerilerde kalıyor. Fransızca da Tunus'ta son derece geçerli. İngilizce ile kıyaslanamayacak derecede yaygın. Tunus banknotlarının bile bir yüzü Arapça, diğer yüzü Fransızca.


Tunus'ta Türkler çok seviliyor 

Yol boyu rastladığımız insanlar nereden geldiğimizi soruyorlar. "Türkiye" yanıtını alır almaz, yüzlerinde hoş bir tebessüm beliriyor. "Arkadaş!" diyorlar hemen. Türkleri çok sevdikleri bakışlarından, gülümsemelerinden belli. Mısır'da da, Türk olduğumuzu öğrenince "Hasan Şaş, yavaş yavaş!.." derlerdi!

Belediye Tiyatrosu önünden geçiyoruz. Gayet hoş bir bina. Arapça bir oyun izlemek ne ilginç olurdu bu tiyatroda! Hemen bir ses yükseliveriyor ta içimden. "Göremeyeceğin şeyler için hayıflanacak zamana yazık değil mi?.." Peki tamam haklısın, diyorum içime; batıya, Zafer Meydanı'na doğru sıklaştırıyorum adımlarımı.


Eski kent El-Medine'de parfümün sırrı

Meydandaki "Deniz Kapısı" anlamına gelen Bab el Bahr bir zafer takını andırıyor sanki. Eski adı da ne olsa beğenirsiniz? "Fransız Kapısı". Fransız himaye döneminin izleri, dilden kültüre her alanda ve yoğun biçimde hissediliyor doğrusu... Deniz Kapısı, eski kent El-Medine'ye girişin simgesi.




Tunusluların "suk" dedikleri çarşının daracık sokaklarında yürümek pek hoşumuza gidiyor. El sanatlarıyla hınca hınç dolu tezgahları geçince, sonunda kare biçimli minaresiyle Zeytin Cami'ye ulaşıyoruz. 5 bin metrekareye kurulmuş son derece görkemli bir yapı. 732 yılına tarihlendiğine göre, hani neredeyse 13 asırlık bir yaşamı olmuş caminin. Kayrevan'daki Uqba Cami ardından Kuzey Afrika'nın en eskisi. Kartaca antik kentinden getirilmiş 160 sütun da kullanılmış Zeytin Cami inşaatında.

Parfümcüsünden kumaşçısına, halıcısından mücevhercisine, yüncüsünden fes ve kitapçısına dek tüm çarşılar eski kent El-Medine'de buluşmuş. Süslü püslü kuş kafeslerine rastlıyoruz sık sık. Tunus'ta kuş besleyen sayısı hayli yüksek anlaşılan, diye düşünüyoruz. Parfümcüler Çarşısı'nda esnafla sohbet ediyoruz. Hoş bir parfüm, yerine göre 100'ü aşkın malzeme içerebilirmiş. Misk geyiği salgısından tutun, kaşalot balığı salgısına kadar neler neler bulunabilirmiş o parfüm şişelerinin içinde... Gel de hayran kalma bu sanata!..


1841'de kapatılan köle pazarı

El-Medine çarşılarındaki alışverişi görünce, Mahmutpaşa esnafının "Gel vatandaş gel!" deyişleri çınlıyor kulağımızda. Başka coğrafyaların kokuları, sesleri bile dönüp dolaşıp âşina olduğumuz kentleri çağrıştırmıyor mu sürekli? "Bizde şöyledir, oysa burada böyleymiş!.." tarzı kıyaslamalar yaparız hep. Gezmek, yeni kültürlerle tanışmak, yeni sentezlere varmak ne hoş...

Kadınlar Çarşısı bile bulunuyor El-Medine'de. Bu çarşı peçe almaya gelen kadınlara hizmet veriyor. Bir zamanlar burada köle pazarı bulunurmuş. 1841 yılında köle ticareti yasaklanmış. Berberi korsanlar ve tutsaklar yanı sıra, siyah Afrikalılar da burada satılırmış. 1970'li yılların siyah beyaz televizyonlarında izlediğimiz "Kökler" filminin Kunta Kinte'si geçiveriyor gözlerimin önünden. Acıyla irkiliyorum.


Dünyanın en zengin mozaikleri Bardo Müzesi'nde

El-Medine ardından sıra Bardo Müzesi'nde. Sadece müze değil, kökeni XIII. yüzyıla dek uzanan bir saray Bardo!.. XVII-XVIII. yüzyıl Arap-Müslüman mimarisini yansıtıyor. Tunus tarihinin her dönemine ilişkin eserler yanı sıra dünyanın en büyük ve en zengin mozaik müzesine ev sahipliği yapıyor Bardo. Tarih öncesi dönemden başlıyor, Kartaca'dan Roma'ya, Hıristiyan'dan İslam'a her dönemi yansıtan eserler sunuyor bize.

Roma heykelleriyle Hıristiyan döneme ait vaftiz kurnaları arasından geçerek birinci ve ikinci kattaki Roma mozaiklerine ulaşıyoruz. Nereden gelmiş acaba bu harikulade Roma mozaikleri başkent Tunus'a? Roma dönemi villalarının duvarlarından tabi ki! Rengârenk mozaikler  bizi bizden alıp 2 bin küsur yıl öncesinin Roma gündelik yaşamına götürüyor. Balıkçılar, çiftçiler, avcılar, Roma tanrılarının mitolojik öyküleri tam tekmil yer alıyor mozaiklerde. Mozaikler İÖ II. yy ile İS VII. yy arasına tarihleniyor. Tunus'un dört bir yanında bulunup Bardo Müzesi'ne getirilmiş bu müthiş mozaikler ne kadar yer tutar acaba, diye merak ediyorum. 4.700 metrekare tutar imiş!

En ünlü mozaik, 900 küsur bin dolar teklif edilen Vergilius'lu olanı. Şairin çevresinde, tarih esin perisi Clio ile tragedya esin perisi Melpomene yer alıyor. Vergilius bundan 2 bin yıl önce yaşamış çok ünlü bir şair. Roma İmparatorluğu'nun destanı Aeneis'i yazmış. Dante'nin İlahi Komedya'sında, cehennemde Dante'yi gezdiren Vergilius'tur. Romalı ünlü şairin mozaik tablosuyla Tunus'ta karşılaşacağımızı hangimiz tahmin edebilirdik ki!

Bardo Müzesi'ni yazın ziyaret edenlerin sayısı günde 10 bin kişiyi aşıyormuş. Kasımda geldiğimiz için, hiç kuyruk beklemeksizin her yeri rahat rahat gezebiliyoruz. Dünyanın en büyük mozaiği kabul edilen "Deniz Tanrısı Neptün"le ilgili öyküleri ise şaşkınlıkla dinliyoruz.



Her beş parlamenterden biri kadın

Bardo Müzesi çıkışında şirin ama minik bir binayla karşılaşıyoruz. Dört bir köşesi bayraklarla donanmış. Çevresinde korumalar var. Parlamento binası olduğunu öğreniyoruz. Teşbihte hata olmaz; Ankara'mızı düşünün. Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nden çıkıyorsunuz ve kendinizi bir anda parlamentonun bahçesinde buluveriyorsunuz gibi...

Kadınların Tunus'ta ciddi ölçüde etkili olduğu kesin. Parlamentonun yüzde 20'sinden fazlası kadınlardan oluşuyor. Sözün özü, her beş parlamenterden biri bayan. Bu oran, Tunus'un kadın hakları açısından Arap dünyasının en önünde gittiğinin kanıtı. Ancak, okuma yazma bilenlerin oranı erkeklerde yüzde 85'e yakınken, kadınlarda yüzde 65'lerde kalmış!..

Zeytin gözlü başkentle vedalaşma zamanı geldi artık. El-Djem, vahalarıyla ve baharatlarıyla ünlü Gabes, Indiana Jones, Yıldız Savaşları gibi filmlere mekan olmuş Matmata üzerinden Douz'a doğru yola çıkıyoruz.



















 Yazılan Yorumlar...
hakangeziyor
(30 Nisan 2018)

Hocam her zaman ki gibi nefis bir yazı olmuş. Bir arkadaş Türklere kızıyorlar demişti ama siz farklı şeyler söylüyorsunuz. Biraz kafam karışmadı dersem yalan olur.
Kaleminize sağlık...

Erdin İVGİN
(27 Nisan 2018)

Kaleminize sağlık Murat Bey,

Tunus ile ilgili yazılarınız için şükran!..

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.