Bizi Tokat'a gitmeye teşvik eden Tokat lezzetleri ve özellikle meşhur asma yaprağı alışverişi yapma hevesiydi. Bu keşfimizde Tokat yaklaşık 6 bin yıllık bir geçmişe dair izleriyle (Hitit, Frig, Kimmer, Pers, Pontus, Roma, Bizans, Danişment, Selçuklular ve Osmanlı), zengin geçmişiyle bizi şaşırttı diyebilirim. Hanları, kaleleri, camileri, hamamları, müzeleri ve tarihi sokaklarıyla adeta bir kültür kavşağı, açık hava müzesinde gibi gezdiğimizi hissettik. Gezi sonrası izlenimim: Tarihi İpek Yolu ve Baharat Yolu'nun kesiştiği önemli merkezlerden biri olan bu kent Yeşilırmak'ın güzelliği ve bereketiyle, kültürel mirası, doğal güzellikleri, lezzetleriyle Anadolu'nun önemli duraklarından köklü bir şehir olmayı fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Yüzyıllar boyunca kervanlara ev sahipliği yapması nedeniyle ne çok hikâyeye, efsaneye konu olmuştur kim bilir.
Tokat rotamızı gösteren görsel...
17. yüzyıla ait şehrin merkezinde bulunan Anadolu'daki en büyük şehir hanlarından biri olan Osmanlı hanı Taşhan'dan (Gazi Paşa Hanı) başladık gezimize. 2 katlı, dikdörtgen planlı ve açık avlulu bir Osmanlı şehir hanı burası. Taşhan avlusunda figür ve motiflerle işlenmiş bir çeşmesi, çay bahçesi, el sanatları dükkânları, turistik hediyelik eşyalı dükkanlar, bakırcılar ve farklı atölyelerle neşeli kalabalıklarıyla insana yaşama sevinci veriyor. Özellikle Tokat tahta baskılı kumaşları, yazmalarıyla ünlü. Tokat'ta tahta baskı zanaatı 16. yüzyıldan itibaren büyük bir gelişme göstermiş. Osmanlı saraylarının ve valide sultanların giysi ve kumaş ihtiyacının önemli bir bölümü Tokat atölyelerinde karşılanmış. Bu handa buna dair çokça şey var. Yanında kentin tepesinde tarihi Tokat Kalesine restorasyon ve kazı çalışmaları nedeniyle çıkamadık ve fakat aşağıdan görüntüsü de çekici. Güzel kadrajlar yakaladık.
Taşhan her daim güzel...
Taşhan giriş kapısı...
Yakınında Tokat Kalesinin eteğine konuşlanmış Sulusokağa rotanızı çevirin ve Tokat'ın ruhunu hissedin. Sulusokak çarşısı, geçmişte kervanların buluşma noktasıymış. Zaten geçmişin izlerini yaşatmak için bu meydana yerleştirilen deve kervanı heykelleri, o dönemin atmosferini hatırlatıyor. Arnavut taşlı sokaklarının kenarlarına dizilmiş Anadolu Türk mimarisine göre yapılmış gülümseyen evleri, kafeleri, Tokat'a has baskılı tekstil ürünleriyle, yöreye has doğal taşlı, vb. dükkanlarıyla görülmeye değer. Yakınında Bey (Beyhamam) Sokağı'nda bulunan iki tarafa dizilmiş Geç Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait evler Anadolu'nun iyi korunmuş sivil mimari örneklerini de es geçmeyin. Yorulursanız eğer, Sulusokakta özgün banklar mola için sizi davet ediyor.
Arasta'da bedesten...
Solda Tokat Ulu Camii ve arkada Tokat Kalesi; sağda ise Yazmacılar Hanı ve Oteli...
Bu bölge üzerinde Tokat Müzesi (Arkeoloji ve Etnografya) ile Tokat Şehir (Kent) Müzesine de uğrayın. Arkeoloji Müzesi ve tüm müzeler gibi pazartesi günü kapalı, özellikle Arkeoloji Müzesi diğer günler maalesef 16.45 gibi erken bir saatte kapanıyor. Planınızı bu saatlere göre yapın. Yoksa bizim gibi ilk gidişimizde kapıda kalırsınız. Yapılan kazı ve araştırmalarla tarihi geçmişinin MÖ 4000 yıllarına kadar uzandığı ortaya çıkarılan Tokat şehrinde yaşamış birçok medeniyete ait eserler arkeoloji salonunda sergilenmekte. Arkeoloji salonunda sergilenen önemli eserler arasında, Maşathöyük kazısı buluntusu Hititçe tabletler, Roma dönemi zengin bir sikke koleksiyonu, Helenistik Döneme ait kılıç ve Roma Dönemine ait Apollon, Poseidon, Nike ve tanrıların kutsal hayvanlarından oluşan bronz heykel grubu bulunmakta. Müzedeki iki bin yıllık lahit mezar da ilgimi çekti.
Sulusokak...
Sulusokak çevresi (düzenlenmiş)...
Tokat Şehir Müzesi, şehrin kültürel zenginliğini ve köklü tarihini modern bir yaklaşımla sergileyen önemli bir müze. Geleneksel Tokat ev yaşamından el sanatlarına, bölgesel etnografik ögelerden kültürel belleğe kadar geniş bir yelpazede objeler sunuyor. Ziyaretçilere kentin sosyal ve kültürel dokusunu interaktif ve bilgilendirici bir ortamda deneyimleme fırsatı sunuyor. Kent Müzesinin yanındaki Anadolu'nun en eski üniversitelerinden biri olan 12. Yüzyılda Danişment Beyliğinden Nizamettin Yağıbasan'ın yaptırdığı gök bilimi ve tıp eğitimi verilen Yağıbasan Medresesi Türk İslam ve Bilim Müzesi olarak hizmet veriyor. Meraklı kalabalık ve biz bu müzede bilim sınıflarını incelerken geçmişimizle gurur duyduk.
Tokat sokakları ve Hela Müzesi...
Yine aynı bölgede Sık Dişini Helası adıyla 15. yüzyıldan kalma yapısıyla Anadolu'nun İlk Umumi Helası Temizlik ve Su Kültürü Müzesi ilginçti. Sulusokak'tan yukarıya doğru yürüyün, Tokat Kültür Evine ulaşın. Bu yapı Osmanlı döneminde Tokat'a gelen tüccar ve yolcular için özel olarak kiralanan odalardan oluşan, günümüz butik oteli diyebileceğimiz bir yapı. Dışarıdan mütevazı görüntüsüne karşın iç dekorasyonunun süslemeleri, tavan ve kapılarının ağaç kakmaları ve bahçesi oldukça gösterişli. Hatta Tokat'a ziyarete gelen Avrupalı seyyahlar buradan övgüyle bahsetmişler.
Arkeoloji ve Etnografya Müzesinden...
Yaklaşık 700 yıllık Selçuklu eseri olduğu düşünülen Yazmacılar Hanındayız. Merkezdeki Taşhan'ın arkasındaki sokakta. Burası Osmanlı döneminde de yenilenmiş. Şimdilerde otel, restoran ve yerel el sanatlarının yaşatıldığı bir merkez olarak hizmet vermekte. Atmosferi sakin, estetik, otantik. Özgün içecekleri de var (Mahlep Şarabı, narince, şıra, vb). Bu mekânda ayrıca dinlenebilir, özgün kadrajlar yakalayabilirsiniz.
Antik Roma mitolojik Eros rölyefi ve 2000 yıllık ahit mezar...
Tokatta hem merkezde hem de çevresinde o kadar çok göreceğiniz yerler var ki. Biz 2 günlük gezimizi bu yüzden 3 güne çıkardık. 4 gün kalsaydık eğer Mevlevi Haneyi ve Almus Baraj gölünü, yaylalarını da gezerdik. Sanırım ufukta bir kez daha Tokat gezisi görünüyor. Ayrıca bisiklet sever birisi olarak arabanın arkasına katlanır bisikletimi koyarak Tokat Belediyesinin yaptığı 4 km'lik bisiklet yolunda Tokat'ı keşfedesim de var. Ulu Cami, Ali Paşa Cami, Ali Paşa Hamamı, Hatuniye Meydan Cami, Behzat-ı Veli Cami, Saat Kulesi ve Atatürk Müzesi ve bizi şaşırtan sokakları görebildiklerimiz. Tavsiye üzerine akşam vakti arabayla epeyce yokuş tırmanarak Yıldıztepe Hasbahçe Aile Çay bahçesine gittik. Tokat şehri tepeden ışıklar içinde çok çekici görünüyor. Panoramik çektiğim fotoğraflarımın içinden bu manzara en güzeliydi.
Yağıbasan Medresesinde Türk İslam Bilim Tarihi Müzesi ve Medresede Arkeoloji Müzesinden bir kadraj...
Özellikle 40 yılı aşkın görsel sanatlarla ilgilenince Tokat'a gidip te yazmacılık baskı atölyelerini incelemeden olmazdı. Önceden Nadir Tekstilden Ertuğrul beyle sözleşmiştik. Zaten ondan ıhlamur kalıpları ve kök boyalı kumaş boyalarından almıştım. Bu sefer onların yaptığı çok özel boya teknemi alacaktım. Gelmişken Ertuğrul Bey de bize bu kadim el sanatının inceliklerini öğretme fırsatı sundu. Onların üretimi olan ıhlamur kalıplarla baskı teknik sırlarını deneyimledik. Malzemelerimi aldım ve Ankara da bu eski el sanatını devam ettireceğim. Şimdiden bunun heyecanı sardı beni.
Tokat Belediyesi Hıdırlık sosyal tesislerinde kahvaltı...
Tokat lezzetleri; Baklalı dolma, etli dolma, tokat kebabı, tokat çöreği...
Yeşilırmak Nehrinin üzerinde tarihi Hıdırlık Köprüsünde ve etkinlik alanında ve çevresinde epeyce gezdik. Akşamları da çok hareketli bu bölge. Çoğunlukla gençlerden oluşan kalabalıklar canlı müzik eşliğinde ritim tutuyorlardı. Meydan da neşeyle dans edenleri seyrettik. Tokat Belediyesinin Hıdırlık Sosyal Tesislerini beğendik. Yerel yemeklerden (kahvaltı ve akşam yemekleri) makul fiyatlarla, afiyetle yedik.
Tarihi Hıdırlık Köprüsü...
Tarihi Hıdırlık Köprüsü Yeşilırmak'tan da ayrı bir güzel...
Yine bu alanda çok güzel küçük bir yapı olan eski Hıdırlık Şeyh Meknun Zaviyesinde; Ankara Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan ve 380 tematik oyuncağın yer aldığı Oyuncak Müzesi var. Bu müzedeki geçici oyuncak Sergisini Pazartesi kapalı olduğu için göremedik. Tokatta bolca alışveriş yaptık. Özellikle meşhur Erba Narince bağ (asma yaprağı) almadan olmaz. El dokuması özgün yöresel baskılı yazmalar ve örtüler, el işi bakır eşyalar, Zile pekmezi, Niksar Cevizi, Zile kömesi, Tokat çemeni, kuşburnu marmelatı, Tokat çöreği, Tokat yağlısı aklımda kalanlar. Tokat kebabı, baklalı ve etli sarma, bat yemeden dönmeyin.
Solda özgün bir yerel lokanta; sağda ise Tokat Oyuncak Müzesi...
Son günümüzü çok merakla beklediğimiz Pazar ilçesine bağlı Ballıca köyünde bulunan 3,5 milyon yıllık Ballıca Mağarasına ayırdık. Kahvaltımızı mağara yolu üzerinde bulunan eski ve masal kitaplarından fırlamış gibi bir eski evin etrafında yeşillikler arasında su sesleri, kuş sesleri, doğal ortamıyla huzur veren adı Değirmen olan kafe restoranda yaptık. Tokatta olmazsa olmaz semaver eşliğinde çayımızı yudumladık. Tokatlılar çay içme konusunda Rizelilerle yarışabilir bence. Semaverde demlenen çayı çok seviyorlar.
Tokat Kültür Evi...
Tokat Kültür Evinde geleneksel giysili canlandırma ve geleneksel oyundan bir canlandırma...
Tokat Atatürk Evi...
Nihayet Ballıca Mağarasındayız. Dünyanın görkemli mağaralarından biri olduğunu öğrenmiştik. 1987'de Ankara Mağara Araştırma Derneği tarafından incelenen ve 1990 yılında haritalandırma çalışmaları başlatılan mağara, 1995'te yapılan yürüme yolları ve ışıklandırma çalışmaları sonucu ziyarete açılmış. Henüz keşfedilmemiş bölümleriyle de gizemini koruyan bu 5 katlı mağarada Havuzlu, Büyük Damlataşlar, Fosil, Yarasalar, Mantarlı, Sütunlar, Yeni Salon, Çöküntü Salonu olmak üzere 8 adet salon var. Bu mağara ülkemizdeki 28 Jeolojik Miras Alanı'ndan biri. 2019 yılında Türkiye'den UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne giren mağaranın kalıcı listeye girmesi için çalışmalar sürüyormuş. Sanki Kapadokya'nın yer altındaki hali gibi. Kireçleşmiş kireçtaşları ile sarkıt dikit sütun ve damlataş gibi özgün doğal şekilleriyle, yöreye has değerli taşlarıyla, simli özel taş oluşumlarıyla dünyada az bulunan soğan şekilli sarkıtlarıyla tabiatın eşsiz sanatı sanki. Temiz havası ve yaz kış 18 dereceyi geçmeyen sıcaklığı da bonus. Epey büyük olan bu mağarada yorulduğunuzda oturabileceğiniz banklar da mevcut. Hayranlıkla gezdiğimiz bu mağara kesinlikle görülmeye değer. Burada şifalandığımı hissettim. Ayrıca mağaranın çevresinde Tabiat Parkının sınırları içerisinde doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık, mağara araştırmaları ve yaban hayatı gözlemi gibi aktiviteler yapılabiliyor.


Solda Tokat Belediyesi Kent Müzesi; sağda ise Behzat Camii ve tarihi saat kulesi...
Pazar'da Değirmen Kafe ve Mahperi Hatun Kervansarayı...
Yol üzerinde 13. yüzyıldan kalma tarihi bir Anadolu Selçuklu yapısı olan Mahperi Hatun Kervansarayda bir çay içebilirsiniz. Gezginler bir yere varmak için değil, çoğunlukla keşfetmek için seyahat ederler. Bu yüzden bizde gezilerimizde yol üzerindeki sıra dışı yerleri kaçırmayız. Böyle düşünüyorsanız, dönüşünüz Ankara'ya ise zamanınız da varsa Çorum'da mola verebilir, meşhur leblebilerinden alabilirsiniz. Çorum'dan çıktıktan sonra, önce Alacahöyük'e uğrayabilir, ardından Boğazkale üzerinden Hattuşaş (Boğazköy) ve Yazılıkaya'ya geçebilirsiniz. Defalarca gittiğim bir bölgeye bu sefer yeniden uğramak için vaktimiz yoktu. 1986 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınan Hattuşa (Boğazköy) antik kenti ve çevresi defalarca görmeye değer. Özellikle son kazılar ve restorasyon çalışmalarından sonra tekrar görmek için şimdiden plan yapmaya başladım. Sonrasında yol üzerindeki Kırıkkale'ye uğrayarak, coğrafi işaretli tescilli lezzetleri olan Kalecik Çöreği ile Kalecik Ekşi Mayalı Köy Ekmeği ve Kalecik Karası üzümünden yapılan kaliteli şaraplarından alabilir ve rotanızı Ankara'ya çevirirsiniz.


Ballıca Mağarasından kareler...
Hayranlık uyandıran bu mağaradan kendinizi alamıyorsunuz...
Dünyayı kitap olarak düşünürsek eğer, bu gezimde bir sayfayı daha keşfetmiş oldum. Dünya kitabının sayfalarını daha çok keşfetmek dileğiyle geze kalın...
Bir başka gezide buluşmak üzere Ballıca Mağarasından selamlar...