Hindistan Gezi Notları -4 : Delhi

Pazar sabahı kahvaltıdan sonra yola çıkıyoruz, güzergahımız önce Red Fort yani Kırmızı Kale.

Kırmızı Kale eski Delhi tarafında pazar yeri görünümündeki Chandi Chowk caddesi üzerinde. Bu cadde müthiş kalabalığı, düzensizliği ve kaosu ile Hindistan’ın başka bir yönünü yansıtıyor gibi. Hiç bu kadar fazla insanı bir arada görmemiştim. Jama Masjid (Cuma Camisi) de burada. Tam köşede, ünlü kuş hastanesi ve çıplak gezen rahipleriyle ünlü Jain tapınağı var.




Red Fort (Hintçe Lal Qıla) –Kırmızı Kale:

İsmini kalenin yapıldığı taşların renginden almış. 1648 yılında Moğol imparatoru Şah Cihan bu kaleyi yaptırmış olmasına rağmen, başkent olarak Agra’yı tercih etmiş.

Red Fort’un yapıldığı günler Moğol imparatorluğunun en güçlü olduğu dönemlere rastlıyormuş. Bu kale, günümüzde tipik bir Hint-Moğol tarihî eseri.

Red Fort’un ana giriş kapısı Lahore Kapısı. Hemen girişte bulunan dükkânlar aslında eskiden Mine Pazar denilen halkın alışveriş ettiği bir yermiş, giderek turistik bir yer olmuş. Kapının hemen arka ucu, müzisyenlerin oturduğu ve ‘Naubat Khana’ (Nöbet Hane) denilen geniş bir salona açılmakta.




Kale içindeki yerler:
Divan-ı Aam Kelime anlamı ‘Halkı Dinleme Salonu’ olan bu yerde İmparator, halkın şikâyetlerini ve önerilerini dinlermiş. Bu salonun duvarları mermer kaplı ve kralın oturduğu taht çeşitli değerli taşlarla süslüymüş, ancak iç savaş sırasında soyulmuş. Bu salon, daha sonra Lord Curzon tarafından restore edilmiş.
Divan-ı Has ‘Hasları Dinleme Salonu’ anlamına gelen bu yerde imparator, özel ziyaretçilerle ve yüksek devlet büyükleriyle görüşüp, özel toplantılar düzenlermiş. Salonun ortasında 1739 yılında Nadir Şah tarafından sökülerek İran’a götürülen ünlü ‘Tavuskuşu Süslü Taht’ bulunmaktaymış. Tek parça altından yapılmış olan bu tahtı süsleyen Tavuskuşu desenine safir, rubi, zümrüt ve inci gibi çeşitli değerli taşlar kakılarak işlenmiş. Bir başka desen olan papağan resmi ise tek parça zümrüttenmiş. Bu taht, günümüzde birçok parçası eksilmiş ve parçalanmış halde Tahran’da sergileniyormuş.



Kraliyet Hamamı Hasların Salonu’ndan sonra Kralın hamamı görülüyor. Buradaki üç geniş salon ve bir yanından akan çeşme hâlâ ayakta bulunuyor.
Moti Mescid Kelime anlamı ‘İnci Camisi’ olan bu mescid 1659 yılında Âlemgir tarafından yapılmış. Ancak ziyarete izin verilmiyor.
Rang Mahal ‘Renkli Saray’ ismini mermerin üzerine yapılmış olan renkli süslerden almış. Ancak bu süsler ne yazık ki günümüze kadar gelememiş.
Has Mahal ise gene kralın özel yaşamı için ayrılmış olan bir yerdir. İç içe üç salondan oluşan bu bölmeyi kral; ibadet, uyku ve oturma mekânı olarak kullanmaktaymış.
Mümtaz Mahal diye anılan salonda ise küçük bir arkeoloji müzesi bulunuyor.

Kaleyi gezdikten sonra otobüsümüze dönüyoruz, sırada Cuma Camisi var ancak katılımcıların çoğu burayı görmek istemiyor. Dört arkadaş ısrar ediyoruz ve onları otobüste bırakarak kalabalığa karışıp camiye varıyoruz.



Cami avlusunda bir havuz var, eskiden herkes bu havuzda abdest alır imiş, hala da alanlar var. İçeri girip biz de dua edenlerin arasına karışıyoruz, bayanların dua ettikleri bölümü gezerken oradaki görevlilerden birisi ülkelerimizi öğrenince avluda beyaz bir kapıyı bize açıyor. Buradan bize çok eski el yazması Kuran-ı Kerim’leri çıkarıp gösteriyor, ardından Peygamberimizin Sakal-ı Şerif’i ve Ayak İzini de görüyoruz. Dönünce internetten kontrol ediyorum adam attı mı diye, gerçekten Sakal-ı Şerif bir İstanbul’da bir de burada var imiş. Eh görevli sonrasında yüklü bahşişini hepimizden almayı ihmal etmiyor!

Camiden çıkıp arkadaşlarla buluşuyor ve Mahatma Gandi’nin yakıldığı Raj Ghat’a gidiyoruz.





Raj Ghat

Yamuna Nehri’nin kıyısında Firuz Şah Kotla anıtının yakınında basit bir platform üzerinde siyah mermerden yapılmış sade bir anıt vardır. Burası Mahatma Gandi’nin 1948 yılında öldürüldükten sonra yakıldığı yerdir. 1964 yılında Gandi’nin yakın arkadaşı ve Hindistan’ın ilk başbakanı Javaharlal Nehru da öldükten sonra burada yakılmıştı. Raj Ghat, artık sık ağaçlı güzel bir park görünümünde. Buradaki ağaçlardan birçoğunun üzerinde onu diken ünlülerin isimleri görülebiliyor. Bunlar arasında Kraliçe II. Elizabeth, Eisenhower ve Ho Chi Minh gibi isimler dikkati çekiyor.

Raj Ghat’tan çıkıp India Gate’e gidiyoruz, akşam oluyor yavaş yavaş. Burada küçük kız çocukları geleneksel Hint kınası yakmak için bizi ikna ediyorlar ve üç arkadaş ellerimize motiflerle bezeli Hena denilen kınalarımızı yaptırıyoruz, tabi India Gate bizim için uzun güzel bir siluet halinde kalıyor. Neyse ki arkadaşlar bol bol fotoğraf çekiyor da bizde burayı fotolardan görüyoruz.





India Gate

Raj Path diye bilinen Parlamento yolunun doğu ucunda bulunan bu yapı 42 metre yüksekliğinde, taştan yapılmış ve zaferi sembolize eden bir geçit. 1. Dünya Savaşı’nda ve 1919 yılındaki Afganistan ile yapılan çatışmalarda ölen 90 bin Hint askerinin isimleri bu anıtın üzerine tek tek kazınmış. Bu arada 1. Dünya Savaşı askerleri arasında Çanakkale Savaşında Geliboluya İngiliz ordusu ile gelmiş olan Hint asıllı askerlerin de isimleri bulunuyor.

Evet Hindistan’da bir ayımız doldu. Gece yarısından sonra artık eve dönüyorum. Gidişimiz için eğitim merkezi parti veriyor. Hem eğleniyor hem arkadaşlarımızı hüzünle teker teker uğurluyoruz.





Hindistan gitmeyi hiç düşünmediğim ülkelerden biri idi benim için. Eğitim Merkezinin koşulları ve sağladıkları bu ülkeyi birkaç şehri ile de olsa özel gezmemizi sağladı. Bizim adımıza her şey önceden düzenleniyordu ve biz biraz yalıtılmış olarak gezdik dolaştık. Benim için böylesi daha iyi oldu, öbür türlü herhalde çok sıkıntı çekerdim diyorum. Ve iyi ki bu ülkeyi gördüm, iyi ki katılımcı ülkelerden çok özel arkadaşlarımla tanıştım.

Başka bir ülkeden bambaşka hikayelerle karşınızda olmak dileğiyle….


 Yazılan Yorumlar...
Şükran Şahin
(24  Aralık 2013)
İnşallah bende gidebilirim Hindistana. Üstelik Türkan hanım gibi 1 ay kalabilirim. Planlarını yapmaya başladım!
türkan
(22 Şubat 2012)
Erdin, dediğin gibi inşallah sana da nasip olur. Gerçekten görülmeye değer ...
Erdin İVGİN
(20 Şubat 2012)
Türkancım,
Bu yazınla Hindistan gezine ilişkin yazılarının sonuna geldik. En az senin bu geziden aldığın keyif kadar biz de yazılarını okurken keyif aldık. Eline sağlık.
Buraları görmek bize de nasip olur inşallah.