Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Türkiye ::::: Kahramanmaraş ::::: Kahramanmaraş-Çardak: O Bir Çeçen...        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Türkiye Kahramanmaraş 27 Mayıs 2011 01 Ocak 2011
02 Ocak 2011
12076 5 Torun Çelebiler 

 Kahramanmaraş-Çardak: O Bir Çeçen...
 (Genel)

Pek eski zamanlarda, Çeçenler ile Çerkezler çok kavga ederlermiş. Çeçenlerin biraz deli tarafları varmış, hattâ hâlâ söylenegelir "Bu çocuk deli Çeçen!" diye. Yıllar yıllar önce, bir Çeçen köyüne iki Çerkez gelmiş. Köylülerden birine sormuşlar: - Biz Çeçen olmak istiyoruz, nasıl olabiliriz? Köylü, yanıtlamakta gecikmemiş: - Şu dağın tepesindeki kayaya çıkıp "Ben Çeçenim!" diye bağırın. Bu sözler kulağa her ne kadar tuhaf gelse de, köylünün yüzündeki ciddiyet Çerkezleri ikna etmeye yetmiş. Böylece ikisi de dağın tepesine çıkan o uzun, kıvrımlı ve dar yola koyulmuş. Düşe kalka, koşa yürüye, günler sonra varmışlar tepeye. Varmışlar varmasına da, bir de ne görsünler! Kaya, koca dağın sipsivri tepesinde dimdik duruyor. Kaya öyle dik öyle dik durmadaymış ki, neredeyse bulutlara değecekmiş. Çerkezlerden biri, şaşkınlığını daha fazla gizleyememiş ve "Geri dönelim, biz bu kayaya çıkamayız!" demiş. Öteki karşı çıkmış:

- Sen bana yardım edersen bal gibi çıkarız. Beni arkadan bir itiver de, tutuna tutuna tırmanayım şu inatçı kayaya! - Peki, ben ne olacağım? - Ben çıktığımda, seni de çıkarırım.

Adam istemeye istemeye kabul etmiş. Omzuna aldığı gibi yollayıvermiş arkadaşını kayanın üzerine. Öteki, ayaklarının altından toprak döke döke tırmanmış kayaya. Sonra da "Ben Çeçenim, ben Çeçenim!" diye bağırmış. Arkadaşı, - Haydi, beni de yukarı çek, deyince adam basmış kahkahayı: - Haydi oradan, Çerkez!..

Anlaşılan o ki, her Çeçende biraz delilik vardır, sonradan olanlarda bile!

Çardak, bir Çeçen köyüdür. Kahramanmaraş'ın yakınlarında, nüfusu yaklaşık 2 bin olan bu köy, Elbistan'a yakındır. Çardak için yola koyulduğumuzda bunun çok uzun bir yolculuk olacağını anlamıştım, ama bir Çeçen köyüne gitmek için de doğrusu sabırsızlanıyordum.
Sabahın erken vakitlerinde yola koyulduk. Ankara'dan çıktığımızda güneş kendini yeni yeni gösteriyor, karları eritmek için işe koyuluyordu. Birkaç saat sonra Kayseri'ye vardığımızda bir mola vermek için mantıcıda durduk; mantının lezzetine diyecek yoktu, ancak her güzellik gibi bu enfes yemeğin de tadına tam varamadan yola çıkmak zorunda kaldık; ne de olsa zaman karanlığa karşı savaş veriyordu.

Yeşilgöz adlı bir gölün kenarında durduk. Neden mi? Siz hiç 86 metre derinliğinde bir göl görmüş müydünüz? İşte biz de bunu merak ettiğimiz için yanaştık gölün kenarına. Göle yaklaştıkça fark edilen bu derinliğin, su yüzeyine bıraktığı okyanus maviliğine bıraktık biz de kendimizi bir süre. Sonra yine yola devam.
Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesine yaklaştığımızda artık hava kararmaya başlamıştı Ancak, karanlık bizim başka bir ırmağa ulaşmamıza engel olamadı. Irmak o kadar güzeldi ki, ırmağın kenarında oturan ve deliliğiyle ünlü bir kadın "Tanrılar çıldırmış olmalı!" diye bağırıverdi. Irmak, tüm görkemi ile bizi de kendine özgü deliliğine kaptırdı diyebilirim. Ayaklarımı soğuk suyuna soktuğum an, etrafındaki ulu dağların rüzgarlı uğultusunu duydum, eteğindeki bayırların yeşilliğini gördüm, başımızın üstünde uçuşup duran kuşların kanatlarından düşen tüylere dokundum, bize kokusunu bırakan ağaçlara teşekkür ettim.

Kendimi o kadar kaptırmışım ki soğuk suyun çıplak ayaklarımı uyuşturduğunu çok sonra fark edebildim. Bu tatlı rüyamız, ırmak kenarındaki lezzetli balık sofrasında sürdü. Balıklar küçük, suni havuzlarda yetiştiriliyor olsalar da hayli lezzetliydiler doğrusu. Sonradan öğrendik ki, aslında bu lokanta kamyon şoförlerinin uğrak yeriymiş. Uzun yollar da herhalde ancak böylesi güzel dinlence yerleri sayesinde çekilir hale geliyor olsa gerek.

Yolumuza düşen akşam karanlığını, önümüze ansızın fırlayan iri beyaz bir tavşan bozdu. Oyunbaz tavşan, arabanın ışığına gelmiş olacaktı. Irmak kenarından kalma bir delilikle, ailece tavşanın peşine düşmez miyiz! Meğer, bölgede tavşan çok olurmuş, yani pek de bulunmaz bir şey için koşmamışız. Gel gelelim, tavşan bizi tepeye kadar arkasından sürükledi. İnsanoğlunun başına gelenin iyisi de, kötüsü de meraktan gelirmiş. Tavşanı kaçırdığımız yetmezmiş gibi, dimdik bir tepeden aşağı inmek zorunda kalmayalım mı!. Çeçenlere yaklaştığımızı buradan anladım. Neyse ki, sonunda ekinleri toplanmış bir tarla bulduk ve arabamızın açık camlarından kokusunu hissettiğimiz ekinleri izleye izleye yolumuza devam ettik. Bir de ne görelim! Çardak'a gelmişiz.!

Gece, babamın bir tanıdığının evinde kaldık. Yöre insanları köyde yabancı birini görünce, biraz kuşkuyla bakarlarmış. İyi ki de yanımızda Çeçen bir arkadaşımız vardı. Evin hemen yanında köyün tek benzinliği bulunuyordu. Sakın, burayı şehirdeki zengin benzin istasyonlarıyla karıştırmayın. Burası Nurullah adındaki bir köylü gence ait, tek pompalı, köhne bir benzinlikti, ama kim bilir ne kadar değerliydi.
Sabah olduğunda kendimi soba yanındaki bir yatakta buldum; gece çok yorulmuş olmalıydım. Sabahın ilk ışıklarıyla, bir göl yolunda günümüze başladık. İlk önce gitmek istediğimiz yeri bulamadık, ama sonra sanki gök eritilmiş, içine mavisi dökülmüş ve âdeta bir yıldız gibi parlayan o göle ulaştık. Göle yaklaştıkça, içinde zıplayan küçük balıkları görebiliyorduk; zaten buralarda balıklar çok sevilir ve pek kıymetlidir. Hattâ eğer orada balık yemezseniz, size aynen şöyle derler "Boğazına çakılii!" Sanırım bu, "Sana verilenleri ye, geride bırakma. Yoksa bir gün gelir aç, susuz kalıverirsin ortada!" demek oluyordu.

Oralarda kocaman bir meşe ağacı vardır, üzerine aşıkların isimlerini kazıdığı, "kazımasa hatırı kalır!" dediğimiz cinsten yazıları görmezden gelirseniz, böyle bir ağacın gölün içinde olduğunu fark edebilirsiniz. İşte tam da bu ağacın olduğu yerin bir öyküsü vardır. Maraş'ın "kahraman" unvanını almasının öyküsüdür bu.

1919'da Fransızlar, Maraş ve çevresini işgal ettiğinde hiç kimse evinden çıkamaz olmuş. Bir gün bir kadın yolda yürürken Fransız askerler kadının başörtüsünü açmaya çalışmış. Bunu gören mahallenin yaşlı sütçüsü tüfeğini alıp havaya iki üç el kurşun sıkarak askerleri kaçırmış. Buna öfkelenen Fransız askerler halka saldırmış. Maraş halkı da kabuğundan çıkıp birlik olmuş ve Fransız askerlerle savaşmış. Maraş o günden beri, bu gölün içinde yaşayabilen tek meşe ağacı gibi "tek ve hür, ama bir orman gibi kardeşçesine" var olabilmeyi öğrendiği için "kahraman" unvanını elinde tutmaktadır.

Kahramanmaraş'ın Çardak köyü, sadece tarihiyle değil, yüzlerce çeşit ağaç barındıran devasa bahçeleriyle de ünlüdür. İster Adem ve Havva öyküsünden tanıdığımız ilk meyve olan elmayı, ister şiirlerin neredeyse nakaratı olan kirazı, ister gölgesinde baş ağrısı çektiğimiz ağaçlardan cevizi tadın, isterseniz nahoş tadı ve kırmızı boyasıyla ünlü böğürtlenlerden doyasıya yiyin, Çardak bahçelerin sunduğu lezzetler bir türlü bitmek bilmez. Peki bunca meyve ağaçlarının bakıcısı yok mu dersiniz? Elbette var, en az ağaçlar kadar görmüş geçirmiş Abdurrahman dede!
Üzerinde eskimiş gri bir kazak, içinde bir gömlek, altında da kalın bir pantolonu vardı dedenin. Yanına gidip "Burası sizin mi?" diye sorduk, o da "Evet!" dedi güler yüzle. Ardından "Pol" diye bağırdı. Bir köpek geldi. Pol, Türkçe bir sözcük değildi, Çeçence miydi acaba? Yaşlı amcaya Pol'un anlamını sordum, o da: "Pol, Çeçence'de 'kelebek'anlamına gelir. Köpeğin üzeri benek benek olduğu için ona Pol ismini verdim" dedi. Abdurrahman dedeyle vedalaşıp bahçeyi gezmeye başladık. Aslında ben "izin almalıyız" dedim yanımdaki Çeçen arkadaşıma, ama o "Gerek yok, burada herkes iyidir, bir şey demezler" dedi. Biz de bahçeyi gezmeye başladık. Elmalar yumruğum kadardı ve her ağaçta en az yüz elli elma vardı. Hepsini yemek istedim! Ancak yöre insanı bu meyvelerden geçimini sağlıyordu. Kimisi tarımla, kimisi bahçe bakımı ile, kimisi de orman kiralayarak ekmek parasını çıkarıyordu. Aslında buralarda pek mantıklı değildir orman kiralamak; çünkü devlet ne isterse onu diktiriyor, ki bu çoğunlukla ceviz ve sıcak iklimlerin meyve ağaçları oluyor. Burası ise, çoğunlukla soğuktur.

Yine çok eski zamanlarda bu köyde gece vakti Çerkezler tarafından bir Çeçen kızı kaçırılmış. Sabah olmuş, herkes hiçbir şey olmamış gibi işinde gücündeymiş, fakat köye yeni gelen şehirli bir genç, büyük bir panik içerisinde: - Kızınız kaçırıldı, siz nasıl böyle sakin kalabiliyorsunuz? deyince, köydeki orta yaşlı bir adam; - Ha desene sonunda kızı kaçırdılar, diye karşılık vermiş. Genç çocuk iyice çıldırmış: - Siz ne diyorsunuz, kulağınız duyuyor mu? demiş. - Bir Çeçen kızı tüm Çerkezlerin hakkından gelir, sen hiç merak etme! diyerek son noktayı koyuvermiş amca. - Çerdak'ta akşamlar bir başka gizemli olur. Ahırlardan gelen saman kokusu, yeni biçilmiş buğday tarlasındaki polen kokusu, balcılıkla uğraşan acemi gençlere ait bal kovanlarındaki arıların vızıltıları...Sanki bir şarkı gibidir insanı rahatlatan. Emmi oğullarının gürültülü sohbetleri, köyün genç âşıklarının yürüyüşündeki fısıldaşmalara karışır, hele o karlı dağdaki ıslak toprak kokusu bir başkadır burada. Eğer sessiz, sakin birkaç gün geçirmek isterseniz, bu köy sizin için biçilmiş kaftandır âdeta.

Bahar erken geldi buralara...Kuşlar cıvıl cıvıl, güneş yüksekte, alabildiğince parlak; sanki Tanrının bakışlarını hissediyorsunuz günün üstünde. Toprak yeşillenmeye başlıyor, arıların uçuşmalarından anlıyorsunuz alın terini. Güneş tüm gücüyle üstümüze yüklenmeye başlayınca evde aldık soluğu ve hamarat teyzelerden yöresel yemek tarifi öğrenerek geçirmeye karar verdik günü.

Çardak'ın yemekleri genellikle hamur işi; çoğunun içinde de sarımsak olduğu için epey iştah açıyor doğrusu; cırgındış, cepilgiş, kurzunuş, para çorbası... Cırgındış'ı, hamur ince silindir yapıldıktan sonra üç parmak genişliğinde kesilerek yine üç parmakla bastırıp çekince oluşan şeklinden tanıyabilirsiniz. Hamurları tavuk suyunda haşladıktan sonra sade biirim, salçalı biirim ve sarımsaklı yoğurt olarak üç sosa batırarak yenilen bol sarımsaklı bir Çeçen yemeği. Aslında bunun benzeri Çerkezlerde de var. Cepilgiş ise, gözlemeye benzeyen fakat daha kalın olup el işi gerektiren bir yemek. Kurzunuş, bir hamur açıp üzerine bardakla kalıp çıkarıp, çıkan kalıpların içine peynir, patates ve etli olmak üzere üç çeşit koyabileceğiniz türden; üzeri kapatılıp açılmayacak şekilde tırnaklarınızla sıkıştırdıktan sonra tavuk suyunda haşlanıp yenilen bir yemek. Bu yemekte de sade, salçalı olmak üzere iki çeşit biirim ve sarımsaklı yoğurt sosu kullanılır. Para çorbası ise, mısır unu ile küçük toplar yapıp üzerine başparmağınızla bastırır ve sütle pişirip içersiniz. Görünüşünden dolayı, "Para" adını almış bu çorba.

Tarifinin bile acıktırdığı bu yemekler, bizim dönüş yolumuzun kumanyası oldu diyebilirim. Bu tarihi, şirin köyde geçirdiğim zamana ait son sözüm; biraz sakin, biraz delice, biraz da doğa güzellikleriyle dolu bir yer isterseniz, Kahramanmaraş'ın Çardak köyü tam size göre...
SEFA ÖZDOĞAN-14 yaşındayım. Resim ve heykel yapmayı, atık malzemelerden yeni şeyler üretmeyi seviyorum. Yazımı Çardak Köyü'nde yaşayanlara armağan etmek istiyorum.


Not: Bu yazı, Evliya Çelebi'nin doğumunun 400. yılı anısına hazırlanan ve tüm geliri UNICEF Türkiye Komitesi'ne bağışlanan "Torun Çelebiler Seyahatnamesi, 2011" adlı kitaptan editörlerin özel izni alınarak yayımlanmıştır.








 Yazılan Yorumlar...
Nurullah Güney
(03 Kasım 2012)

Sefa ya bu ne böyle harikasın. akıcılığı ve benden bahsetmen müthiş.

A.rezzak
(17  Aralık 2011)

Sefa ben Çardakta doğdum, büyüdüm. Yaşına göre çok detaylı ve ilginç anlatmışsın köyümüzü. Bravo sana, yeteneğini takdir ediyorum.

Necati Ekmekçioğlu
(28 Mayıs 2011)

Yeni basladığınız bu yazı dizisinin ilki ile Torun çelebileri gezi alemi ile tanıştırmış olduk. Ben bu vesile ile Sefa nın da içlerinde olduğu 72 genç yazarımıza, okurlarımıza, editörlerimiz değerli gezi yazarı dostum Murat Özsoy a ve değerli hocam Ahu Unsal a, gezialemi.com a hayat veren dostlarıma teşekkürü bir borç bilir, gezi alemine keyifli geziler dilerim.
Necati Ekmekçioğlu
TÇS- Genel Yayın Yönetmeni

NEŞE
(28 Mayıs 2011)

Sevgili Sefa,bir öğretmen olarak bu yazına 100 tam not verdim...Herşey yerli yerinde,türkçen ve anlatımın çok güzel,yöresel değerleri içine çok güzel sindirmişsin ve bize aktarmışsın.Kayseri mantısına ve köyün ilginç isimli yemeklerine bayıldım,Yeşilgöz gölüne hayran oldum ve sayende Çardak ın güzel meyvalar dolu bahçelerinde gezindim.Ellerine sağlık,çok teşekkürler gezi dostum !

hakangeziyor
(28 Mayıs 2011)

Torun Çelebileri tanımaya başlıyoruz. Bu keyifli Çeçen beldesini bize tanıttığın için teşekkürler Sefa...
Kalemine sağlık...

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.