Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Fransa ::::: Marsilya ::::: Kozmopolit Liman Kenti Marsilya 1...        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Fransa Marsilya 02 Kasım 2012 03 Ekim 2012
07 Ekim 2012
7959 5 hakangeziyor 

 Kozmopolit Liman Kenti Marsilya 1...
 (Genel)

Yaklaşık üç ay kadar önce posta kutuma düşen "Türkiye'den Avrupa çok uygun fiyatlarla" e-postanın harekete geçirmesi ile bir saati dahi bulmayan "süper hızlı" karar vermemizle dört arkadaş hiç de aklımızda olmayan Marsilya'ya biletleri aldık. Üçümüz daha önce İtalya seferine çıkmıştık zaten. Okeye dördüncü mantığı ile Cem'i de aramıza kattıktan sonra hayatımızda bir Marsilya gerçeği başlamış oldu... 

"Oteldi, nereler gezilecekti, aman atlamayalım, ben sadece İf Adasına giderim arkadaş, nasılsa Hakan var o bizi gezdirir boşverin" derken Çarşamba günü saat 19.50'de Ankara Esenboğa Havalimanında başlayan yolculuğumuz yerel saatle 01.05'te Marsilya Havalimanının 2 no'lu terminalinde son buldu. Rekor sayılabilecek süratte gerçekleşen pasaport kontrolünden sonra terminalden dışarıya çıkarak sağa 1 no'lu terminale doğru yola çıktık. Neden derseniz, bizi Marsilya St. Charles tren istasyonuna götürecek otobüs buradan kalkıyor da ondan. 

Yaklaşık beş dakika sonra otobüse ulaştık. Tek yön ücreti 8 €. Gidiş-dönüş alırsanız indirimli ancak bu biletler sadece gişelerde satıldığı için gecenin bir yarısında böyle bir şansımız yok. Normalde tarifeli seferler 00.10'da tamamlanıyormuş ancak bu saatten sonra gelen uçakların saatine göre kalkıyormuş. Yani bu otobüsü kaçırdığımızda en son uçak da bizimki olduğu için tek alternatif taksi oluyor ve onun da günahı yaklaşık 60 €.




Yaklaşık 20 dakikalık yolculuk sonrasında St. Charles tren istasyonuna ulaştık. Gelmesine geldik de istasyondan dışarıya çıkmak bayağı bir zorladı bizi. Hem bilmediğimiz için hem de gecenin bu vaktinde birisi hariç tüm çıkış kapıları kilitlendiği için labirent gibi dolaştık. Nihayet gelmeden önce pek çok resimde gördüğüm uzun basamaklı ve iki yanı büyük heykellerle süslü merdivenler karşımızdaydı ve gerçekten de oldukça etkileyici bir görünümü vardı. 


Bir süre hangi yöne gidilecek tartışmasından sonra hemen merdivenlerden devam eden geniş bulvardan (Athenes) gidileceği kesinleşti. Ertesi günkü Mönchengladbach-Fenerbahçe maçının yanından geçtiğimiz Sofra Restoranda seyredilebileceği ihtimalinin yarattığı memnuniyetle 12 rue des Mazagran'da bulunan otelimiz Le Lunik'e varmak 7-8 dakikamızı aldı. Geleceğimiz saati önceden bildirdiğimiz için otelin çalışanlarından Malek bizi bekliyordu. Hemen anahtarları ve temiz havluları bize veren Malek formaliteleri sabaha bıraktı. Biz de acilen kendimizi yataklara attık.

 


Yaklaşık iki ay kadar önce internetten ayarladığım otelin geceliği oda başına 58 €. Neredeyse Marsilya merkezinde yer alan en ekonomik otel diyebilirim. Tek yıldızlı, temiz, odaları küçük, metroya ve meşhur Canebiere caddesine 150 metre uzaklıktaki otel kelimenin tam anlamıyla sadece yatmak için planlanmış. Her ne kadar duvarda kablo yayınlı lcd tv olsa da minik odada vakit geçirmek çok zor. Sonuç olarak beklediğimden daha iyi ve tam bize göre diyebilirim. 

..........................

Sabah otelin küçücük resepsiyonuna ilk gelen bendim ve saat 09.45'i gösteriyordu. Neredeyse hiç İngilizce bilmeyen Malek,  diğerlerini beklerken kahve ikram etti ve aynı ikramı her gelene de yaptı. Türkiye'deyken hazırladığımız küçük sandviçlerimizi mideye indirerek ilk günün kahvaltısını da böylece halletmiş olduk. Herkes toplanıp da kendimizi Marsilya sokaklarına attığımızda saat 10.30'a geliyordu. 



Tarihi belgeler Marsilya'nın, 2600 yıl önce bizim Foça'dan (Phokaia) gelen denizciler tarafından kurulduğunu yazıyor. Bugün itibariyle yaklaşık 900.000 insanın yaşadığı kent Fransa'nın en büyük ikinci şehri unvanını taşıyor. Aynı zamanda da Akdeniz'in en büyük limanına da ev sahipliği yapan Marsilya, Fransa'nın 26 bölgesinden birisi olan Provence-Alpes-Côte d'Azur'un da merkez şehri. İsyankar devrimciler sayesinde Fransız milli marşı "La Marseillaise"nin de isim babası olarak kabul edilen Marsilya'ya gelmeden önce yaptığım araştırmalarda üç şey çok öne çıkmıştı:


Çok fazla Afrika (özellikle Cezayir) kökenli insanın yaşadığı, Fransızların azınlıkta kaldığı, hatta nükteli bir anlatımla "Marsilya Cezayir'in en büyük ikinci şehridir" denildiği,

Suç oranının çok yüksek olduğu ve mutlaka dikkat edilmesi gerektiği, ve

- Çok büyük ama bir o kadar da güzel bir limana sahip olduğu.


Otelden çıktıktan sonra yaklaşık 100 metre yürümüştük ki Marsilya'nın en popüler caddelerinden birisi olan Canebiere'ye çıktık. Canebiere Marsilya'nın en önemli caddesi. Geçmişte pek çok ticari görüşmeler bu caddedeki yüzlerce kafe ve restoranda yapılırmış. Yaklaşık bir km.lik cadde oldukça geniş ve limana kadar uzanıyor. Sabahın erken saatinde bile kalabalık denilebilir. 



Aşağıya limana doğru ilerlerken solda küçük dükkanların arasında kurulmuş olan meyve-sebze pazarını (Le Marché de Noailles) görünce daldık içeri. Ara sokaklarda Hint, Çin ve Vietnam gibi uzak doğu ülkelerin gıda maddelerinin satıldığı küçük dükkanlar da var. Ara sokaklar ve tezgahların arasında orası burası derken bayağı bir vakit geçirdikten sonra yolumuza devam ettik. Gerçekten de Afrika kökenli olduğunu düşündüğüm insanların sayısı fazla. 


Yol bizi Marsilya'nın ünlü Vieux Port'a yani limana getirdi. Aslında buraya yat limanı demek belki de daha doğru olur çünkü yüzlercesi (belki de binlerce) limanın girişine kadar yan yana ve arka arkaya dizilmiş. Yalnız burası Marsilya'ya "Akdeniz'in en büyük limanı" özelliğini kazandıran büyük ticari ve yolcu gemilerinin yanaştığı liman değil. O biraz daha kuzeyde kalıyor. 



Limanda ciddi altyapı çalışmaları olduğu için belirli bölümler tel örgülerle kapatılmış durumda. Herhalde 2013 yılında Avrupa Kültür Başkenti sıfatını taşıyacak olan Marsilya'yı hazırlamak için yapılan değişikliklerden birisi. Gezi boyunca pek çok noktada bu tarz yapılanmaları ve restorasyonları gözlemledik. Önümüzdeki yıl Marsilya'nın adının Avrupa'da daha fazla duyulacağı kesin. 


Liman bölgesinde sol taraftan devam ederek dünyaca meşhur iki markayı (Quick ve Mc Donalds) selamladıktan sonra İf Adasına giden teknelerle ilgili bilgi aldık. Limanın sol arka tarafında trafiğe kapalı olan alanlardaki restoran ve kafeleri dolaştık. Turistlere yönelik fix menüler 15 Euro'dan başlıyor ve yukarıya doğru devam ediyor. Yolculuk bizi limanın sol girişinde yer alan Saint Nicholas Kalesine çıkardı. 1660'larda Marsilya'yı dışarıdan gelebilecek saldırılardan korumak için Kral 14. Louis'in emriyle yaptırılan kale sonraları yol açmak için ortadan ikiye ayrılmış. Yine de karşısındaki kardeşi Saint Jean'e göre oldukça ihtişamlı olduğunu söyleyebilirim. Her iki kaleye de Hz. İsa'nın havarilerinin ismini vererek şehrin korunacağını düşünmüşler. İlginç... 



Limandan aynı yolu geriye dönerek Havana Club'un tam karşısındaki küçük feribot iskelesinden kalkan teknelerin oraya geldik. Buradaki tekneler, öğlen tatili hariç, akşam 17.00'a kadar limanın iki tarafına ücretsiz olarak insanları götürüyor. Belediyenin bir tür ücretsiz ring seferi diyebiliriz. Hepsi hepsi 3-4 dakika sürüyor ama özellikle yürümeniz durumunda bu mesafeyi 20 dakikadan önce almanız çok zor. Karşı taraftaki iskele ise tam Belediye Sarayının önünde bulunuyor. 


Marsilya'nın en ünlü mimarlarından birisi olarak kabul edilen Pierre Puget tarafından 1673 yılında tamamlanan Belediye Sarayının ön cephesindeki bayrakların arkasında kraliyet ailesinin gücünü simgelemek adına 14. Louis'in büstü yer alıyor. Marsilya'da 2. Dünya Savaşında Almanlar tarafından zarar verilmemiş az sayıda binadan birisiymiş. 


Sahil kenarından yolumuza devam ederek Canebiere caddesinin limanla buluştuğu yere konuşlanmış olan Turizm danışmaya girdik. Gelmeden önce internette incelediğim "Marsilya City Pass" hakkında görevliden de uzunca bilgi aldıktan bize yarayacağına kesin kanaat getirip 48 saatlik şehir kartının tanesine 29 € vererek kredi kartıyla birer tane aldık. Marsilya City Pass'la İf Adasına giden feribot yolculuğu, Kaleye giriş ücreti, farklı noktalara tur yapan Petit Train, 14 tane müze girişi, turizm danışmanın düzenlediği tematik turlar ve ilk kullanımdan itibaren 48 saat tüm toplu ulaşım araçları ücretsiz. Bunun dışında farklı yerlerde indirimler, ücretsiz ikramlar da veriyor. 24 saatliği ise 22 €.





Turizm danışmadan sonra şehirdeki ilk gezi noktamız Belediye Sarayının arkasındaki yani limanın kuzeyindeki Panier bölgesi. Kelime anlamı itibariyle Fransızcada "sepet" anlamına gelse de Panier, Marsilya'nın en eski yerleşim yeri. Özellikle Foça'dan gelen Yunanlıların şehri kurdukları yer olan bölge dar ve ince-uzun sokaklardan oluşuyor. Bununla birlikte küçük klasik Fransız kafeleri, restoranlar, minik meydanlar, sanat atölyeleri ve sabun satan dükkanlarla dolu. 


Republique Bulvarından başlayan gezimiz köşedeki Starbucks'dan dönerek Grande Rue'den devam etti ve Marsilya'nın en popüler mezecilerinden birisi olan Place Aux Huiles'de mola verdik. Marsilya, tüm Akdeniz'de olduğu gibi, zeytin ve zeytinyağıyla meşhur bir bölge. City Pass'ınız varsa burada çok farklı türde zeytin ve zeytinyağı deneme şansınız oluyor ama maalesef biz içeriye girdiğimizde görevli bayan öğle tatili için kapattığını, 14.15'de açacağını söyledi. Bekleyecek vaktimiz olmadığı için Panier'de yolumuza devam ettik. 



Dolaşırken Caisserie 68 numaradaki Navette des Accoules'te Marsilya'nın bir diğer önemli lezzeti olan navetteyi de deneme şansımız oldu. Gerçi esas meşhur olan limanın diğer tarafında ama olsun. Navette, küçük kayık şeklinde bir tür kurabiye. Portakal çiçeği ile hafifçe tatlandırılmış bu kurabiye biraz sert ama ağzınıza atınca yumuşuyor. Genelde adetle satılıyor ve hiç de ucuz değil. Kilosu yaklaşık 20-25 €'ya falan geliyor ve altı aydan fazla saklanabiliyor. Çok da lezzetli bulmadığımızı söylemeliyim... 


Panier bölgesinin en önemli yerlerinden birisi de yapımına 17. yüzyılda başlanan ancak 18. yüzyılın ortalarında tamamlanabilen Vieille Charite. Marsilya'daki evsizlerin ve kimsesizlerinin barınması amacıyla bir tür hayırevi olarak inşa edilmiş olan devasa yapının tam ortasındaki avluda büyük bir şapel bulunuyor. Küçük kemerlerle süslenmiş bölümler ise bugün için Arkeoloji Müzesine ve pek çok kitapçı ve sanat galerisine ev sahipliği yapıyor. Giriş, ücretsiz. 



Gezerken oldukça eski ve ünlü bir dondurmacı olan Le Glacier du roi'yi de (Place de Lenche, 4) rastladık ama o anda kimse dondurma havasında olmadığı için keyfimizi daha sonraya bıraktık. (Tahmin edebileceğiniz gibi daha sonrası olmadı...) Bölge gerçekten yaya olarak gezilmesi son derece keyifli bir yer. Özellikle birbirine neredeyse değecekmiş gibi uzatıp giden dar sokakları her zaman sevmişimdir. İşte o dar ve keyifli yollar bizi Marsilya Katedraline çıkardı. 


Aslında Marsilya Katedrali dediğimiz yerde bir katedral bir de kilise varmış. Her ne kadar 12. yüzyıldaki kiliseden çok fazla bir şey kalmamış olsa da halen kuzey bölümlerinde ayakta kalan yerleri bulunuyormuş. 1896 yılında tamamlanan 142 metre yüksekliğindeki yeni katedral ise (Nouvelle Major) dışarıdan heybetli ve gösterişli görünse de içerisi bence oldukça sade. Binanın yapımında Bizans mimarisinden yoğun bir biçimde etkilenildiği söyleniyor. Kullanılan yeşil taşların Floransa'dan, beyaz mermerlerin Carrera'dan, mozaiklerin ise Venedik'ten geldiği belirtiliyor. 



Sahile doğru yürüyüşümüze devam ederek St.Jean Kalesinin bulunduğu noktadan Marsilya limanının fotoğraflarını çektik. Kudüs'ten gelen şövalyelerin inşa ettirdiği St. Jean, Marsilya'nın en eski kalesi olarak kabul ediliyor ve 13. Yüzyıla tarihleniyor. Karşısındaki kadar heybetli değil. Sonradan bir de deniz feneri ilave edilmiş. Çalışmalar tamamlandığında kale Avrupa ve Akdeniz Uygarlıkları Ulusal Müzesine ev sahipliği yapacakmış. 


Sahildeki yürüyüşümüz bizi Marsilya'nın ünlü aperatif içkisi pastisle tanışabileceğimiz meşhur Le Maison du Pastis'e getirdi. Peki nedir bu pastis? Bir dönem çok popüler olan Absinthe adlı içkinin yasaklanmasından sonra çok ünlü olan pastis her ne kadar bazı kaynaklarda Marsilya'nın içkisi olarak kabul edilse de aslında Fransa'nın tüm güneyinde en çok sevilen içkilerden birisi. Anason bazlı bir tür likör olan pastisde  40-45 derece alkol olduğu için aslında liköre göre sert bir içki. Aynen bizdeki rakı gibi suyla karıştırılarak içiliyor ama rengi bizim rakı gibi beyaz değil sarımtırak bir hal alıyor. Geleneksel olarak bir ölçü pastise beş ölçü su konuluyormuş ve buzla içiliyormuş. Şaraptan sonra en çok satılan içkiymiş. 



Le Maison du Pastis, mavi-sarı renkleriyle sahilde hemen dikkatinizi çeken bir dükkan. İçeride pastisin onlarca çeşidi, hediyelikler ve ne ararsanız var. City pass'la burada pastis tatma şansına sahip oluyoruz. Sarışın, orta yaşı geçkin bayan kartları görmeden bize pastis tattırdı. Çok çeşidi var, biz klasik olanı denedik. Az da olsa şeker tadını alıyorsunuz. Rakıya benzerliği sadece içine su ve buz katılması olsa gerek. Ekip içinde çok da itibar gördüğünü söyleyemem. 


Daha önce Panier bölgesini gezerken Belediye Sarayının arka tarafında Librairie Çay Evini tespit etmiş ve mutlaka uğranacak yerler listesine almıştık. Çok fazla beklemesine gerek kalmadı ve yorgun ayaklarımızı yaklaşık 45 dakikalık bir molayla dinlendirme işlemi gerçekleştirildi. Bildiğimiz demleme usulü çaydanlıkla gelen çaylar herkes tarafından tam puan aldı. Fiyatlar ise oldukça ekonomik: Üç kişilik çay 4 €, cafe latte ise 1,60 €. 



Saatimiz 15.00'i gösteriyordu ve istikamet şehrin simgelerinden birisi olarak kabul edilen ve tepede yükselen Notre Dame de la Garde idi. Normal olarak 7 € ödememiz gereken ancak City Pass'a dahil olan Petit Train'le gitmenin keyifli olacağını düşündük. Yanılmamışız...15.30'da limanın sağ tarafından kalkan küçük tren önce neredeyse tüm sahili dolaştı, daha sonra da dar sokaklardaki tatlı yokuşlara bana mısın demeden yarım saat sonunda bizi Bazilikanın oraya çıkardı. Tren burada 20 dakika mola veriyor, siz gezip yeniden binebiliyorsunuz. "20 dakika bana yetmez" derseniz sonraki trenlere de binebiliyorsunuz. Meraklısı için küçük bir tüyo: limandan geçen 60 nolu otobüsle de Bazilika'ya gelebilirsiniz. 



Trenden iner inmez Bazilikayı gezmeden manzaranın keyfini çıkarmaya başladık. Bazilikanın şehre tamamen hakim olduğu kuşkusuz. 360 derece Marsilya manzarasını seyredebiliyorsunuz. Marsilya gerçekten çok büyük bir şehir. İzmir'e çok benziyor zira hem deniz kenarı, hem büyük bir limanı var hem de en az İzmir kadar yeşili az bir şehir. Pek çok yeri adeta beton yığını bile denilebilir. Deniz tarafına baktığınızda huzur buluyorsunuz ama kara ve liman tarafını hiç estetik gelmiyor, hatta rahatsız edici bile denilebilir. Belki yeri burası değil ama Marsilya'da inanılmaz çirkin bir şehir içi trafik olduğunu da söylemem lazım. Neredeyse milim milim gidiyor. Kimbilir çok daha fazla insanın geldiği yaz dönemlerinde nasıl oluyordur...


Yaklaşık 160 metre yükseklikteki Bazilikanın hikayesi 13. yüzyılda başlıyor. Denizcilerin korunması ve kutsanması amacıyla yapılan ilk kilise Koruyucu Meryem adını almış. Daha sonra 1400'lerin sonlarında bunun yerine başka bir kilise inşa edilmiş ve daha sonra da bu şapelin etrafına bir kale yapılmış. Bugün bile bu kalenin bir gemi gibi ileriye doğru uzanan haşmetli surlarını görebilmek mümkün. Ayrıca kalenin kapısındaki küçük asma köprüde 1. François'in arması da duruyor. 



1853 yılında mevcut kilisenin yıkılarak çok daha büyük bir Bazilika yapılmasına karar verilmiş ve Marsilya Katedralinin de mimarı olan Esperandieu Bazilikayı 1864 yılında tamamlamış. Bazilikanın 41 metrelik çan kulesinin tepesinde Meryem ve kucağında Hz. İsa heykeli var. Yaklaşık 10 metrelik bu heykel oraya 1931 yılında yerleştirilmiş ve farklı tarihlerde iki defa altınla kaplanmış. Tüm şehrin insanlarına adanan heykel gerçekten oldukça gösterişli. Bugün için şehre denizden ya da karadan gelenlerin ilk dikkatini çeken eser tepesinde dev Meryem heykeliyle bazilika. 



Bazilikanın konumu ve 360 derecelik enfes manzarası dışında içi de oldukça etkileyici. İlk girişteki mezarlık bölümü sizi biraz ürpertmiyor değil ama çok büyük olmamasına rağmen özellikle ana salondaki renkli mozaikler ve duvarlardaki sıra sıra tablolar insana bir sanat galerisindeymiş havası veriyor. Bence katedral bunun

yanında çok çok sönük kalıyor. Katedralin dört tarafındaki her nokta bir seyir yeri ama ön tarafta merdivenle çıkılan sol bölümde küçük farklı bir yer daha yapılmış. Orada yukarıdan manzaraya bakarken gördüğünüz yerlerin adını gösteren renkli resimler bulunuyor. Hoş...



Dönüş yolculuğumuzda minik trenimizle şehrin farklı yerlerinden geçip limandaki başladığımız noktaya geldiğimizde saat 17.30'du. Belediye Sarayının yan tarafındaki Daviel Meydanında Rus olduğunu düşündüğümüz bir grubun keyifli müzik ve danslarını izledikten sonra yavaş yavaş turizm danışmanın oraya geldik. Buradan da yolumuz Canebiere üzerinden geldiğimiz gece rastladığımız Sofra Restoran'a kadar devam etti. Daha önce de söylediğim gibi bugün akşam 20.45'te Mönchengladbach-Fenerbahçe maçı var bir Türk restoranında bunun sorun olmayacağını düşünmüştük. Yanılmışız... Restoranın sahibi Turan kendi uydularının yaklaşık on gün önce bozulduğunu söyleyerek bizi birkaç kahve ve restorana yönlendirdi. Ancak kimisinde yayın yok kimisinde ise yayın var ama basık, sigara dumanı ve aşırı kalabalık var. Artık umudu kestik ve karnımızı doyurmak için Turan'ın mekanına geldik. 

Turan Erzurum'lu ama uzun yıllar Ankara'da yaşamış. Sonradan Almanya'da bir süre yaşadıktan sonra beş yıl önce Marsilya'ya yerleşmiş. Uzun uzun sohbet ettik. En son Ankara'ya geldiğinde insanların tutumunu çok yadırgamış, çok büyük değişiklikler olduğunu, hayal kırıklığı yaşadığını iddia etti. Uzun yıllar gurbette bulunan insanlar memlekete geldiklerinde bazen olduğundan fazla anlamlar yükleyebiliyorlar. Bence Turan'ın da yaşadığı biraz o gibi. Tabi sohbet devam ederken midelerimizin isyanını hiç de fena olmayan yemeklerle bastırmadık değil. Meraklısı için, döner dürüm 4 €, İskender 8,50 €, karışık kebap 9 €, ayran 1,50 €, demleme çaylar şirketten. 



Restorandan kalktığımızda saat 20.00 olmuştu. Artık maçtan umudumuzu kesmiş öylesine gezerken Garibaldi Bulvarında rastladığımız Helin Restoranın sahipleri biraz daha ilerideki Mezopotamya Restoranda maç yayının olabileceğini söylediler. Bingoooo...Zaman zaman şifreden dolayı yayında sıkıntılar olsa da maçı seyredebildik. Üstelik başka bir tarafta yemek yediğimizi söylememize rağmen patron "hiç önemli değil, buyrun" dedi. Gerçi sağolsun Hayati alındığından beri verimsiz kullanılan lcd tvnin ayarlarını yaptı da biraz olsun borcumuzu ödemiş olduk. Marsilya'nın ilk günü yorgun, keyifli ve Fenerbahçenin deplasmandaki 4-2 galibiyetiyle tamamlanıyordu...

Seyahatle kalın (Devam edecek)...










 Yazılan Yorumlar...
hakangeziyor
(16 Kasım 2012)

Selamlar Umut, benim fırsat dediğim havayolu şirketinin çok uygun fiyatlı uçuşları aslında. Ve bu konuda -ukalalık olarak kabul etmezseniz- Gezialeminin üzerine de yok bence. Facebook ve twitterdan takip ederek bu tarz ekonomik bilet imkanlarına sitemizden ulaşabilirsiniz. Yakında "Serbest Kürsü" adlı bir bölümümüz de başlayacak. Orada da belki konaklama, uçak gibi konuları konuşabileceğiz. Teşekkürler...

Umut
(16 Kasım 2012)

Hakan bey selamlar :) Mail kutunuza düşen maillerden istiyorum..Acaba bu şekilde kayıt olabilceğimiz site,mail grubu vs varmı bize uygun tatil önerileri verebilecek ? Teşekkürler

hakangeziyor
(06 Kasım 2012)

Sevgili Tamer, bence planlayabilirsin, çok da güzel olur...Hocam biliyororsunuz vakit varsa "nerde fırsat orada Hakan" :) Şaka bir yana Marsilya güzel bir liman kenti ama son dönemin moda deyimiyle "bir Alex değil" bence. Ama yine de her şehir en az 48 saati hakeder derim her zaman...
Teşekkürler...

NEŞE
(03 Kasım 2012)

Hakan böyle fırsatları değerlendirmen çok hoşuma gidiyor.Aslında Marsilya çok adı geçen bir turistik hedef değil ama bu bölgeye,Provence a gidilince de görmemek olmaz...Çok uzun yıllar önce görmüştüm ama bugünkü kafayla yeniden gitmek lazım...Kentin çoğunluğu Arap kökenli olunca çok ilginç semtler ve deneyimler yaşanabilir..Çok teşekkürler..

TAMER
(03 Kasım 2012)

Hakan yine çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık... Marsilya hakikaten görmek istediğim bir yer... Acaba Marsilya-Fenerbahçe maçını bahane edip kısa bir seyahat planlasam mı diye düşünüyorum ama işi gücü ayarlayamayacağım sanırım... :(

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.