Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Finlandiya ::::: Helsinki ::::: Medeniyetle Yıkanmış Şehir: Helsinki        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Finlandiya Helsinki 12 Kasım 2013 17 Ekim 2013
20 Ekim 2013
9894 7 Şükran Şahin 

 Medeniyetle Yıkanmış Şehir: Helsinki
 (Genel)

Aklımda hiç yokken Helsinki'de buldum kendimi. Helsinki'ye kadar görmek istediğim o kadar çok yer var ki! Medyanın etkisiyle olsa gerek rock müziğini, değişik kostümleriyle 2006 Eurovision birincisi 'Lordi aklıma gelen Finlandiya deyince. Bir de modern bir şehir olduğu. Uçaktan Helsinki coğrafyasına bakıyorum. Sonbaharın renk cümbüşü giysilerini giymiş bir orman gibi. Ağaçların arasından renk senfonisinin süzülerek kulağıma fısıldadığını hissediyorum. Pilot yolunu mu şaşırdı acaba. Uçağın penceresinden aşağıda gördüğüm sonbahara kucak açmış bir orman sanki! İstanbul'dan 3 saatten birazcık fazla bir zamanda Helsinki'ye vardığımızda bu düşüncemin yanlış olmadığını görüyorum. Havaalanında devasa posterde reçellerin yanında et fotoğrafları bizi karşılıyor. Fin mutfağında et yemeklerinin yanında reçel çeşitlerinin de servis edildiğini okumuştum. 

Finlandiya Cumhuriyeti, Kuzey Avrupa da Baltık Denizi kıyısında bir Kuzey Avrupa ülkesi (İskandinavya yarımadasında). Finlandiya'nın nüfus bakımından en büyük şehri ve başkenti olan Helsinki, Estonya'nın başkenti Tallinn'den daha güzel bir kent yaratmak için yapılmış. Bence başarılı da olmuş. Baltık denizinin kenarında, 1550 yılında İsveç kralı Gustav Vasa tarafından kurulmuş olan bu şehre "Baltık Denizinin Kızı" diyorlar. 300 adası var. Gulf stream akıntısı nedeniyle çevresindeki yerlere göre daha ılıman. Kaldığım 2,5 gün Ekim ortasıydı. Soğuk olur endişesiyle getirdiğim eldiven ve kaşkolümü kullanmaya gerek kalmadı. Güneşli bir hava gezimize eşlik etti. Şanslıyım. Kuzeyin soğuk ve karlı ülkesi dedikleri bu yer bana sıcak ve aydınlık yüzünü gösterdiği için.

 
Doğa ve çevre dostu Helsinki'ye inerken...Tempereen Tuomiokirkko...

Senato Meydanında küçük bir mola...

Finliler tam 654 yıl İsveç hâkimiyetinde yaşamış. Sonra, 1809 yılında Rusya'nın egemenliğine girmişler. 1917 yılı Bolşevik Devrimi sırasında, Rusya'daki karışıklıkları fırsat bilip, bağımsızlıklarını ilan etmişler. Asırlarca elde edilemeyen bağımsızlık çeyrek asır sonra tehlikeye girmiş. 2. Dünya Savaşı sırasında, Finliler iki kez Sovyetlerle, bir kez Nazilerle savaşarak, zor kazandıkları bağımsızlıklarını korumasını bilmişler.

Fince ve İsveççe levhalar görüyoruz. Yüzde 5,5'i İsveçli olan Finlandiya'da ikinci resmi dilin İsveççe olduğunu öğreniyoruz. Helsinki nüfusunun %6,2 İsveççe konuşan kişilerden oluşuyor. Türkçe, Macarca, Estonca gibi bir Ural-Altay dili Fince. 1800 yıllarında çıkan yangınla ahşap binaların hepsi yanmış. Bundan sonra taştan yapılmış binalar. 19 yy. ın şartlarında oluşturulan kent; geniş parklara, geniş caddelere, modern ve yeni binalara sahip. Mimari açıdan Petersburg'un kız kardeşi diyorlarmış Helsinki'ye. Rotamız buradan Petersburg'a. Petersburg'u gezince gerçekten kız kardeşimi olduğunu gözlemleyeceğim. 

Avrupa'nın en yaşanılır, en pahalı kentlerinin en üst sıralarında yer alıyor. Şehir düzeni ve mimari tasarımıyla ödül almış bir kent. Bunda 20. yüzyılın en önemli mimarları arasında yer alan Finli mimar Alvar Aalto'nun rolü var kuşkusuz. Aalto hakkında daha detaylı bilgiyi Wikipedia'dan bulabilirsiniz. Beyaz zambaklar ülkesi denilen şehir 600.000 nüfusa sahip. 130 dan fazla farklı ulus yaşıyor burada. Çoğunluğunu Rusya, Estonya, İsveç,  Somali, Sırbistan, Çin, Irak vatandaşları oluşturuyormuş. 45.000 Müslüman yaşıyormuş burada. Özellikle İdil-Ural bölgesindeki Tatar Türklerinin yaşadığı köylerden 1870'lerde başlayan ve 1930'lu yıllara kadar süren göçler Finlandiya'da bir Tatar Türkleri adacığı meydana getirmiş. Ticarette başarılı olmuşlar burada.

 
Helsinki parklarında doğallık ve sanat içiçe geçmiş...

Ülke ise 2012 verilerine göre: 5,430 milyon. Buraya göç çok, ancak ülkeye niteliksiz eleman almıyorlarmış. Herkes gibi bende tarihi dokuyu ararım gittiğim yerlerde. Hele ki benim gibi hayatının yarısı Safranbolu ve Bartın da geçmiş birisi için eski yaşanmışlık, kültür ve eski mimari yapılar daha da önem kazanıyor... Helsinki de bu saydıklarımdan yoktu. Fakat beni bu durum hiç rahatsız etmedi. Modernlik Helsinki de medeniyet olmuş, uygarlık olmuş, güzel ve sağlıklı yaşamak olmuş, sanat olmuş, kültür olmuş, estetik olmuş, dinginlik olmuş. Kısacası bu şehirde kaldığım kısacık sürede olsa meditasyon yapıyormuşum gibi hissettim. Huzurun, uygarlığın sihirli atmosferiyle yıkandım. 20km'den fazla yürüyüp te, bu kadar dinlenmiş ve huzurlu bir gezi olabilir mi diye düşünmeden edemedim. Sonbaharın sereserpe sokaklara, caddelere döktüğü rengârenk yaprakların arasında, sürekli koşan, çoğunluğu butonla yürüyen zarif, güler yüzlü, neredeyse tamamının eğitimli olduğunu duyduğum insanlarının arasında kendimi hiç yabancı gibi hissetmedim. İçimden daha uzun süre burada kalabileceğimi hissettim. Bir yeri sorduğunuzda hemen telefonlarına sarılıp bize en doğru olarak gösteren özgün ve şık insanlarıyla, korna sesini hiç duymadığım caddelerinde, köpeklerin bile eğitimli olduğu havlamadığı bu şehirde gezmek benim için unutulmaz bir deneyimdi. Modern insanın modern hayatın en güzelini yakalamış bir proje kenti bence. Bizim yaşadığımız eşsiz coğrafya yok burada, ancak bizde olmayan bir sadelik, medeniyet dengeliyor bunu. Soğuk, puslu, yağışlı ve karlı coğrafyasına inat sımsıcak yaşanası olan bu şehirde Türklerle de tanıştık. Herkes hayatından memnun görünüyordu. Tatillerde Türkiye ye gelince karmaşaya uyum sağlayamadıklarını belirtenler oldu. Hatta ülkesinde tatili bitmeden doyduğu yere yani Helsinki'ye döndüklerini de söyleyenler...

  
Uspenski Katedrali ve Aşk Köprüsü...

  
Gar ve Sibelius Anıtı...

Helsinki'nin simgesi haline gelmiş Protestan katedrali Lutheran katedrali senato meydanında bulunuyor. Alman asıllı mimar Carl Ludwing Engel'in eseri olan katedralin yapımı 1852de tamamlanmış. O dönem Finlandiya Rusya'ya bağlı olduğundan Engel'le bu işi veren Rus çarı II.Alexander'ın heykeli de meydana dikilmiş, ve burada küçük bir St.Petersburg yaratmaya çalıştığını öğreniyorum. Konumu ve mimarisi nedeniyle dışarıdan oldukça ihtişamlı görülen Katedral'in içi ise bir o kadar sade. Büyük çoğunluğu Lüterci Hristiyan olan Finler, Katedrallerini de kilisenin gösterişine ve dini kullanmasına savaş açan Martin Luther'e layık olacak şekilde inşa etmişler. Kilisede sadece bir resim ve bir kaç heykel bulunuyor. Bunlardan birisi, Martin Luther'e ait. 

Meydanda Katedralle birlikte, neoklasik mimari tarzında inşa edilen üç bina daha var. Bunlar Hükümet Sarayı, Helsinki Üniversitesi ve Finlandiya Ulusal Kütüphanesi Binası. Tüm binalar Alman mimar Engel tarafından inşa edilmiş. Şehir merkezinin bir diğer tepesinde ise Batı Avrupa'nın en büyük Ortodoks katedrali olan Uspenski var. 1868 yılında inşa edilen Katedral, soğan biçimli kubbesiyle, Helsinki'de Rus tarihinin açık bir göstergesi gibi duruyor. Tren Garı, Başkanlık Sarayı, Belediye ve Şehir Müzesi Binaları tarihi merkezin kayda değer diğer yapıları. Olimpiyat Stadı ve Olimpiyat Kulesi de görülmeye değer. 

Şehir merkezinin biraz dışında yer alan Oyma Kaya Kilise (Temppeliaukion) Helsinki'nin en özgün mimari yapılarından. Büyük bir kayanın içi dinamitle patlatılarak ve oyularak yapılmış olan bu kilise. 1969 yılında inşa edilmiş. Kayalar üzerine oturtulmuş kocaman kubbesi, yerden hiçbir sütunla desteklenmiyor. Cam kubbesinden süzülen ışığın sihirli atmosferi, muhteşem akustiği nedeniyle birçok konsere ev sahipliği yapıyor. Dışarıdan bakınca yere çakılmış bir ufo'yu andırıyor. Postmodern bir kilise. Her gün 10.00-15.00 arası ziyarete açık.

  
Kilisede din dersi ve korolar festivalinden bir kare...

  
Sanat eseri gibi kilise orgu... Çocuklar mutlu bir şekilde bahçede oynuyorlar...

Sibellius parkına gidip, Jean Sibellius (Finlandiyalı besteci) için 80. Doğum günü anısı olarak yapılan bir anıtı görmeden gelmeyin derim. 1967 yılında heykeltıraş Eila Hiltunen tarafından yapılmış olan bu anıt heykel ünlü bestecinin müziğindeki iniş çıkışları simgeleyen tonlarca ağırlığa sahip 600 çelik borudan oluşmakta. Tüm bu yerlere ulaşmak zor değil. Oldukça düzenli şehir alt yapısına sahip olan bu şehirde kaybolmak imkânsız gibi görünüyor. 

Ertesi gün deniz yoluyla feribot seferiyle Tallinn'e 2 saatte varabileceğimizi öğrenmişken, rahatlıkla gidilebileceğiz Tallinn ve Turku şehirlerinden birine gitmeyi düşünürken, internette rastladığımız Suomenlinna Adası aklımıza düşüyor ve kararımızı değiştirerek sabah erkenden kalkarak şehir meydanındaki Pazar yerindeki limandan kalkan tekneyle 15- 20 dakikada adaya varıyoruz. Helsinki'de az bulunan güneşli bir hava bize eşlik ediyor. Her saat başı sefer var.

  
Solda yaşadığı şehre hayran bir Türk manav, sağda ise Finli bir manav...

Ada, zamanında Helsinki'nin savunması için çok   önemliymiş. Kelime anlamı Finlandiya Kalesi olan surlar, İsveç Kralı tarafından, yaklaşan Rus işgalini engellemek için inşa ettirilmiş. Adayı alan Helsinki'yi alır derlermiş. Bugün ada ve kalesi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesi içinde yer alıyor. Adayı baştanbaşa yürüyebilirsiniz, hele hava güneşliyse. Bizim gibi unutulmaz bir doğa yürüyüşü yapın derim. Serçeler, kargalar bile dibinizden ayrılmıyor. Denizin kokusu, maviliği, ördeklerin süzülerek denizle dans etmesini, ağaçların bile sizi kucaklayacakmış gibi kollarını açtığını hissettiğiniz bu adada, yorulduğunuzda hemen bulabileceğiniz özgün kafeler sizi bekliyor. Hava güzelse denize açılan nostaljik tahta köprüler ve oturma yerleri, tertemiz yemyeşil çimenler de kafelerin tadını verebilir. Bu kadar açık havada dolaşınca tuvalet rahatlıkla bulabilirsiniz. Temiz ve ücretsiz. Kaidesi gemiye benzetilmiş olan bronzdan Romalı asker (kahraman) heykelini hayranlıkla seyredebilirsiniz. Bir zamanların çocukların çok sevdiği çizgi filmi Teletabinin evlerine benziyor eski cephanelikler. Şimdilerde savaş topları çocukların üzerine tırmandıkları oyun araçlarına dönüşmüş sanki. Keşke dünyadaki savaş toplarının hepsi oyun alanları yerine kullanılsa diye geçiriyorum içimden! Suomenlinna Adası hakkında daha detaylı bilgiyi Gezialemi Dünya Mirası sayfasında bulabilirsiniz.

  
Solda kültür temalı fotoğraf sergisinden bir kare, sağda ise her evin önündeki ayakkabı temizleme aparatı...

Helsinki işletme, finans, moda, tıp, eğlence, medya ve kültürde ülkenin can damarı. Vitrinlerdeki sadelik, tasarım ve estetik gözümden kaçmıyor. En sıradan bir dükkanda bile bir sanat objesi ya da el sanatlarından örnekler var. Renk renk origamik turna kuşları sarkıyordu vitrinden. Kitapçı dükkânlarının vitrinleri çok güzel tasarlanmış. Kitapla alakası olmayan dükkânlarda bile dekor olarak kitaplar sergileniyor. Buraya gelmeden önce araştırmamda kişi başına düşen kitapçı yüzölçümünde de Helsinki ilk sıralarda olduğuydu. İkinci el dükkânlarını çok sevdim. Çocukluğumdaki havanları, ağzı ince tabanı çok geniş yeşil cam şişeleri, avizeleri, porselen kuş, v.b figürleri, görünce heyecanlandım. Tüm şehirde Wi-Fi ücretsiz. Çok işimize yaradı bu durum. Körfezde çeşit çeşit ördekler yüzüyor. Kışın körfez donduğunda buz kırıcılar hazır bekliyor suda edalı ve haşmetli. Helsinki limanı boyunca irili ufaklı yüzlerce yatların sonbahar uykusuna yattığını düşünebilirsiniz. Kaldığım sürece içinde hiçbir canlıyı görmediğim yatlar, tekneler yazın belli ki yorulmuşlardı, dinleniyorlardı adeta. 

Özellikle bir Fin okulunu görmek istedim. Başarılı eğitim sisteminde Finlandiya başı çeker dünyada. Üstelik sınav stresi yok, mukayese yok, dershaneler, özel hocalar yok, eğitim saatleri çok kısa olmasına rağmen... Tesadüfen gördüğüm bir okulun bahçesindeki banka oturdum. Teneffüs saatiydi ve soğuğa aldırmadan tüm okul çocukları bahçedeydi. 5-6 yaşındakiler de. Hepsi kabanları, küçükler eldiven ve başlıkları da takılmış olarak oyunlar oynuyorlardı. Bahçedeki oyuncaklarla doldurulmuş üç büyük kum havuzunda küçükler küreklerle kumları kazıyıp, kovalara dolduruyorlardı. Kalıplarla formlar oluşturuyorlardı. Büyükler yapraktan görünmeyen topraktan yaprakları alıp, yaprak savaşı yapıyorlardı. Tüm okullarda öğle yemeği bedava olduğunu öğreniyorum. Zaten Finlandiya'da doğan tüm çocuklar için her türlü gereksiniminin karşılandığı bir çeyiz sandığı hediye ediliyormuş devlet tarafından.

   
Modern Protestan Temppeliaukio Kilisesinin dışarıdan ve içeriden görüntü...

Geniş parklara sahip yemyeşil bu şehirde akşam da parklarına gitmeden edemezdik. Pazar yeri ile şehir meydanı arasındaki Esplananide parkında akşam yürüyüşündeyiz. Yine herkes köpekleriyle birlikte eşofman tercihi yerine koşu taytlarını giymişler, bazıları köpekleriyle, bazıları yalnız koşuyor ve yürüyorlar. Koşmayı çok seviyorlar. İnsanların sinirleri alınmış gibi. Yoldan geçen bir guruba, "nerede güzel bir yemek yiyebiliriz" diye soruyoruz. Nereden geldiğimizi soruyorlar. Türkiye den diyoruz. "Bizim tercih ettiğimiz, en ilginç bulduğumuz yer bir Türk lokantası var ileride" deyince biz hem gülüyoruz, hem de gururlanıyoruz doğal olarak. 

Parklarda köpeğinin özgürce dolaşmasını isteyenler için sahipleriyle girebileceklerin köpek alanları var. Zaten kedisi ve köpeği ölen Finlandiyalılar için hayvan mezarlıkları da var. Doğum tarihi ve ölüm tarihi yazıyor mezar taşlarında. Finlilerin bu mezarlara gidip ziyaret ettiklerini öğreniyorum. 5,5 milyon nüfusa sahip Finlandiya da 1,5 milyon saunanın (geleneksel Fin hamamı) olduğunu söylüyor rehberimiz. Hatta çoğu evlerde sauna mevcut. Sauna kültürü çok yaygın. Bazı iş toplantıları bile saunalarda yapıldığını söylüyor rehberimiz. Eee Fin hamamları meşhur. Otelimizde 4 yıldızlı. Buraya gelmişken bir Fin hamamını yaşamadan olmazdı. Aileler, kadınlar ve erkekler için ayrı saunalar var. 5-6 kişilik. Günün yorgunluğunu bundan daha iyi atamazdık doğrusu. Saunanın yararları hakkında daha detaylı bilgiyi Wikipedia Sauna sayfasında bulabilirsiniz.

 

 
Suomenlinna Adasında her köşe insanı kışkırtıcak güzellikte...

Çok ilginç yarışmaların yapıldığı bu coğrafyada gelenek olarak günümüze kadar gelmiş "Eş taşıma yarışması" artık Finliler için resmi bir spor kabul edilmiş. Bir söylentiye göre yarışma, komşu köylerden kız kaçırma geleneğinden ortaya çıkmış.  İlginç bir yarışma da dünya devi olan Nokia. Fakat Finliler sanırım Nokia görmekten o kadar sıkılmışlar ki, her sene Juva kentinde "Cep telefonu fırlatma yarışması" düzenliyorlarmış. İlgimi çeken bir durumda şehir sularının içme suyu olarak kullanılmasıydı. 

Otelimizdeki musluklardan su içebileceğimiz belirttiler. Gerçektende rahatlıkla içtik. İçimi de tadı da rahatlıkla içilebilecek bir su özelliğinde. Üstelik Finliler bir dönem şehir suyunu içme suyu olarak Arabistan'a bile ihraç etmişler. Oteldeki kahvaltılarımız da tattığımız sebze, meyve (nektarin, karpuz, kavun, çilek, mandalina),  cranberry (turna yemişi), peynir, süt ürünleri, üzerine tarçın dökülerek yenen haşlanmış buğday, v.b.  reçelleri, turtası güzeldi. Somon balığı, geyik eti, lahana, patates, havuç, mantar, kırmızı pancar turşusu da tercih edilen yemekleri arasında. Rönttönen adı verilen kırmızı yaban mersinli tart ise, son derece lezzetli bir diğer yerel tatlı çeşidi. Kahve ülkenin milli içkisi neredeyse. Her yer kahve kokuyor. Güzel kafelerinde güzel kahvelerini bolca tattık. Helsinki mutfağı hakkında daha  detaylı bilgiyi Maximiles Helsinki sayfasında bulabilirsiniz.

 

 
Amos Anderson Müzesinden kareler...

Romalı Asker Anıtı...

Pazartesi günü müzelerin kapalı olması nedeniyle açık olan tek müze Amos Anderson Müzesiyle yetinmek zorunda kaldım. Oysaki burası müzeler şehri. Özellikle Kiasma Çağdaş sanatlar Müzesini göremeden dönmek benim için üzücü oldu. Helsinki'ye gitmek benim için sürpriz olmuştu. İyi ki gitmişim. Baltık denizinin kızına elveda derken, yeni yüzyılın başarıyı yakalamış bir proje kentini gördüğüm ve şehri hissettiğim için mutlu ayrılıyorum. Son gün güvenilir kaynaklardan duyduğum bir yorumu da paylaşmak istiyorum. İnsanlarının dürüst olduğu... Ülkemiz içinde, burası gibi; modernliğin, sanatın, eşsiz tasarımların, dinginliğin, huzurun, fırsat eşitliğinin, dürüstlüğün, başarılı eğitimin yeşermesi ve yaygınlaşması dileğimle masal şehri gibi hayal ettiğim güzelliklerini keşfetmek üzere Petersburg'a uçuyorum...      










 Yazılan Yorumlar...
KEZO
(10  Aralık 2013)

Çok iyi bir gezginin güçlü kaleminden Helsinkiyi bir kez daha gezmek çok keyifliydi... emeğine sağlık , gezgin kalalım :)

rabiarana
(24 Kasım 2013)

Hocam, ne guzel anlatmissiniz, yakaladiginiz kareler ise muhtesem! Nice sihhat ve enerji dolu geziler yapmaniz temennisiyle...Ogretmenler gununuz kutlu olsun.

SEVDA
(19 Kasım 2013)

Şükran Hanım, sizin enerjinize ve yaşama tutkunuza her zaman hayrandım. Helsinki izlenimleriniz bana yeniden aynı duyguları hissettirdi. Epey emekle, özenle yazılmış yazınız ve onu renklendiren fotoğraflarınız bana fotoğraf makinemi boynuma takıp Helsinkiye doğru yola çıkma isteği verdi. Eksik olmayın. Gezi izlenimlerinizi merakla bekleyeceğim. Sevgiler.

gulsend
(18 Kasım 2013)

O kadar güzel anlatmışsınız ki.. Sanki ben de sizinle oralarda gezidm, gördüm, yaşadım.Gezi yazıları bir sanatçı gözü ile daha da anlam kazanıyor. Ellerinize, gözlerinize gönlünüze sağlık!

Şükran Şahin
(16 Kasım 2013)

dost gezgin Baran hocam, Türk manav Halit le epeyce sohbet ettik. Yaşadığı şehre hayrandı ve mutluydu. Uzak diyarlarda yaşadığı şehri vatanı gibi kabullenmiş.Şanslı!Helsinki de saatlerce ve kilometrelerce yürüdük.Aykırı bir yapı, çöp, v.s. görmedim desem inanın!

dost_gezgin
(16 Kasım 2013)

Çok başarılı ve çok renkli... Tebrikler, elinize sağlık hocam... Ayrıca Türk manavı fotoğrafınız da çok ilginç. Biz de ülkemizi, şehirlerimizi böyle yaşanır, temiz ve renkli yapamaz mıyız?
Teşekkürler...

hakangeziyor
(14 Kasım 2013)

Şükran Hanım, İskandinavya sanki Avrupanın değil de başka bir kıtanın parçası gibi geliyor hep bana. İsveç olsun Norveş olsun hep böyle. Tıpkı diğerleri gibi Helsinkide klasik Avrupadakilerden farklı bir şehir gibi sanki. Henüz görmek nasip olmadı ama inşallah önümüzdeki yıl başlangıcı Stockholmden yapmak istiyorum. Sonra eminim gerisi gelecektir. Keyifli anlatımınız için teşekkürler.
Kaleminize sağlık...

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.