Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Belçika ::::: Belçika Genel ::::: Bir Yaşayanın Gözünden Avrupa'nın Ortası Belçika...        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Belçika Belçika Genel 01 Ocak 2011 15 Mayıs 2006
15 Mayıs 2009
21454 7 NEŞE 

 Bir Yaşayanın Gözünden Avrupa'nın Ortası Belçika...
 (Genel)

Eşimin görevi gereği üç yıl kaldığımız bu ülkeyi uzun zamandır yazmak istiyordum sizlere. "Gezgin olarak değil de, orada yaşayan olarak bir şeyler anlatmak farklı oluyor" derler. Önce genelden başlayıp, sonra da Brüksel'e gideriz bir başka yazıda.

Bu ülke öyle bir geçiş noktasındaki Avrupa'nın, Manş kıyılarına gitmek isteyen Almanın, Fransaya gidecek Hollandalının, daha da güneye inecek tüm kuzeylilerin yolu üzerinde. Avrupa'nın tam orta yerinde olduğunuz için, her ülkeye ulaşım çok kolay: Başkentten Paris, Amsterdam, Luksemburg, Aachen, en fazla ikişer saat sürüyor. Akşam 18.00'da "Akşam yemeğine Hollanda'ya gidelim mi?" dediğinizde, 19.00'da Hollanda da sofra başındasınız.

Tarihte birçok işgal geçirip, hatta İspanyollara bile açmışlar kapıları. 2.Dünya savaşında da hemen Almanlara teslim oluyorlar, sen sağ,ben selamet! Savaşta Almanlar yenilince, yüklü bir tazminatla, Amerikaya yanaşıp, NATO'nun merkezini de Paris'den Brüksel'e aldırıyorlar. Ondan sonra bütün uluslararası kuruluşlar merkezlerini buraya kaydırınca, başkent ile birlikte ülke de yabancı doluyor. Şu minik Belçika Afrika'da Kongo, Zaire gibi ülkeleri de uzun zaman sömürüp, ülkeye epeyi ham madde girişi sağlıyor. Büyük şehirlerde bugün görülen "siyah nüfus" işte o sömürgelerden "Anavatan"a kapağı atanlar.
Ülkenin Fransa'ya komşu güney bölümünde ve Brüksel'in de güney mahallelerinde Wallonlar oturuyor. Irk olarak orta boylu, beyaz tenli, kumral tipler. Wallonlar Fransızca konuşuyor, yabancı dil bilgileri kıttır, bilseler bile konuşmazlar, herkesin Fransızca konuşmasını beklerler ve isterler. Başkentin ve ülkenin kuzeyi ise Flaman bölgeleridir. Hollanda dili Dutch'ın bir lehçesini (Flemish) konuşurlar, yabancı dilleri kuvvetlidir (Almanca, İngilizce sular seller gibi), uzun boylu, sarışın ve güzel insanlardır. Bir kusurları: Aşırı milliyetçileri çoktur. Son yirmi yılda nüfus olarak çoğaldılar, çok çalışıp ekonomiyi ele geçirdiler, finans sektöründe yükseldiler ve bağımsızlık lafları etmeye başladılar. Ama yine de bu iki büyük topluluk hır-gür çıkarmadan birlikte yaşıyorlar.

Kuzeyde Antwerpen'deki Musevi pırlanta tüccarları da kendi içlerine kapalı bir toplum olarak, zenginliklerine zenginlik katmaya çalışıyorlar gece -gündüz. Olay çıkaran başka iki grup var, Kuzey Afrika'dan Faslı ve Türkiye'den gelen göçmenler...Bunların kavga gürültüleri hiç eksik değil. Sonra, Brüksel'i anlatırsak bu konuyu da açarız yeniden.
Belçikalı çok samimiyeti sevmez, sabah kahvesi, akşam çayı ziyaretleri yapmaz ama asansör girişinde komşusunu görünce de müzikal bir "Bonjour"u hiç ihmal etmez. Çocuk yerine köpek sahibi olmayı tercih eder, bu nedenle parklarda ve yollarda dikkat kesilmek şarttır, pis kazalar yaşanabilir bu köpek cennetinde. Tüm otoyollar geceleri gündüz gibi aydınlatılır, her metresi ışıl ışıldır. Bu değirmenin suyu, pardon, elektriği nereden geliyor diye sorarsanız, rivayetler çeşitli...Bazıları bu elektriği Almanlardan savaş tazminatı olarak aldıklarını, bazıları da ülkedeki nükleer santraları belli bir kapasitede çalıştırmak zorunluluğundan, harcama yapmak gerektiğini ileri sürüyor, bol bulunca bir yerlere harcamak kolay tabii...

Belçika yeşili sever, nasıl sevmesin, sulama bedava, her gün gökten düşer damlalar. Bir yaz az yağmur yağınca Belediyeler bahçe sulama yasağı getirdi ve tüm bahçeler kavruldu tabii, sonuç olarak alıştıkları gidişatın biraz dışına çıkınca bocalarlar, yoktur öyle kuyu açalım, plastik bidon da biriktirelim veya gece komşu görmeden bahçe sulayalım gibi işler...

Alman sınırında yaşayan küçük bir Alman nüfusu da unutmamak lazım, onlar da bu bölge de Almanca konuşurlar, evleri de bakım açısından, Flamanlardan aşağı değildir. Herkes evi ile gurur duyar, mahallede adeta gizli bir yarış yaşanır cepheler ve bahçelerle ilgili. Neredeyse elde cetvel bahçe düzenlemesi yaparlar, en güzel perdeleri asar, en güzel çiçeklerle donatırlar evlerini.
Kuzeyde Manş kıyısında 80-85 km. kıyıları var, zannedersiniz, Akdeniz'de tatil köyü işletecekler...Bir özen, bir bakım, ama nafile, gökyüzü gri, deniz gri, ne yapsalar olmuyor..Süper restaurantlar, fevkalade otel ve apartmanlar ve güzel gezi yolları bu gri ve dalgalı denize bakıyor, çok kısıtlı günlerde de sanki denize giriveriyor gibi yapıp, ayak ıslatıp, kumda yürüyüş yapıyorlar. Ama olsun, tabiat bu durumda fakat çalışma ve azimle bu çevrede turistik bir cennet yaratmışlar, gelsin paralar...

Kışın kar az yağar, Manş'tan içeri Golfstream akıntısının etkileri hiçbir engelle karşılaşmadan, dümdüz arazide, Brüksel'e kadar ulaşır, nemli ve soğuk kışları, güneşli günleri sayılı yine nemli yazlar izler. Üç dört saat güneşin ardından her an yağmur yağabilir, bu ülkede bahçe mobilyası nasıl bu kadar çok satılıyor, hayret ediyorum, bahçede ne zaman oturulacak, bilmem ki?

Belçikanın en yüksek yeri 750 Mt. civarında, bu bölgeye tatile gidenler "dağlara gidiyoruz" diyorlar...Bir baştan bir başa (Alman sınırından, Liege üzerinden, Brüksel ve oradan Manş denizine) 2,5-3 saatte geçiliyor. Türkiye ile kıyaslarsanız İstanbul-Edirne veya İstanbul- Bursa arası diyebiliriz. Nüfusun tümü, 14-15 milyon civarında. Türkiye'de yeni öğretim yılında okula giden 7-17 yaş arası öğrenci sayısı da 15 milyon, bunu duyan Belçikalı dostlar şaşırıyorlar tabii. Onlar başka şeylere de şaşırıyorlar: Türklerin başka diller de konuşmalarına, ülkemizde iyi eğitim veren okullar olduğuna, evrensel sanat anlayışımıza ve Jacques Brel bile dinleyebildiğimize akıl -sır erdiremiyorlar. Bizim Karadeniz fıkraları gibi tüm Avrupa da Belçikalı fıkraları dolaşıyor, hiç sinirlenmeden onlar da bu duruma gülüp geçiyor.... Trafik süt - liman, çok ender kaza oluyor, olunca da tam oluyor, 20-25 araba birbirine giriyor. Trafikte kavga yok, böyle bir duruma şahit olduysanız, bilin ki taraflar, İtalyan,Yunanlı veya Türk'tür. Havanın ne zaman, ne olacağı bilinmediği için, bu ülkenin gardıroplarında yazlık ve kışlık kıyafetler yan yana asılıdır, bizdeki gibi "kışlıkları kaldıralım" işi yoktur. Kışlıklar hiç kalkmaz, temmuz gecesi bile kalorifer yakılabilir. Belçika da paltonuzun içine hiçbir şey giymeden sokağa çıkabilirsiniz, kimse yadırgamaz ama şemsiyesiz asla! Bir ilginç görüntü de şöyle oluyor: Kürk paltonun altında çorap yok ! Bu da bir tarz herhalde...
Evinize eşya almaya gittiniz, beğendiniz, iş konuşup anlaşmaya kaldı...Bu iş hemen bitmez, beğendiğiniz koltuk, çamaşır makinesi, konsol her ne ise, sekiz haftadan önce eve teslim edilemez. Mağaza fabrikaya sipariş verecek, fabrikadan cevap gelecek, sizi arayacak ve siparişi teyit edecekler ve tam gününde, saatinde getirecekler. "Yapamadık, yetiştiremedik, trafik sıkıştı, elektrikler kesildi, usta hasta oldu" yok öyle işler...Havanın azizliğinden dolayı kapalı alış-veriş mekanları çok güzel, fiyatlar pahalı, kalite yüksek, ucuzluk tam ucuzluk gibi, sahte indirim, kalitesiz mal gibi numaralardan uzaklar. Yeme-içmeye çok düşkünler, 300'den fazla çeşidi olduğunu söyledikleri biraları, peynirleri ve harika çikolataları ile haklı olarak övünürler. Gerçekten de bu üçlü olmadan Belçika'yı düşünemeyiz. Bir başka övünç konuları da dantelleridir. İşlemesi çok zor, çok kıymetlidir Belçika danteli, tığ ile değil, minik makaralarla örülür ve el yapımı çok küçük parçalar sanat eseri fiyatına satılır. Bizim ve çoğu turistin satın aldıkları ise Çin'de yapılmış basit taklitlerdir.

Amerikalılar gibi delice spor yapmazlar, biraz yürüyüş, çokça bisiklete binerler. Bisiklet bu dümdüz ülkenin neredeyse milli sporu durumunda. Dünyanın en ünlü bisikletçileri hep Belçika'dan çıkıyor. Yaşlılar çok mutlu, çoğu bakım evlerinde, göllerin kıyısında, çiçekler içinde bakılıyorlar, ücret ödemiyorlar, yaşlılara bakmak devletin görevleri arasında. Devlet gençleri evliliğe ve çocuğa teşvik etmek için vergi indirimleri uygulasa da bu fikri pek ciddiye alan yok! Her mahallede 15 eczane, 20 banka şubesi yok, ATM'ler beşer beşer dizilmemiş. Her şey ihtiyaçlar düşünülerek düzenlenmiş. Bankada işiniz varsa ve siz Fransızca veya Flamanca bilmiyorsanız, hangi memurun, hangi dilleri bildiği yukarıdaki bir levhada yazıyor ve siz bildiğiniz dili konuşan memuru seçebiliyorsunuz. Bu yöntem bazı devlet dairelerinde de geçerli. Her belediye kendi bölgesinde değişik yasaklamalar getirebiliyor: Ön cephedeki perdelerin tümü beyaz olacak, balkona,dışarıdan görülmeyecek şekilde olsa bile, çamaşır asılmayacak, çöpler apartmanın çöp depolarına bırakılacak gibi..Yandaki apartmanın 11. katındaki komşu, sizin 4. kattaki balkona caddeden görülmeyecek şekilde astığınız çamaşırı, kuşbakışı görür ve sizi belediyeye şikayet edebilir... Hazırlıklı olun! Postacınız da her Noelde bahşiş bekler, ona da hazırlıklı olmak lazım.. Sakın ola ki garaj önüne park etmeyin, bu işi görev edinmiş bazı tipler sizi hemen ihbar edip, kesilen ceza üzerinden komisyonlarını alır ve bunu da ek bir gelir kapısı yaparlar. İşe bakarmısınız ?

Düzen düzendir. Kanunlar her şeyin üzerindedir, kayırma yok, torpil yok, karşılıklı saygı esas, haklar ve sorumluluklar belirlenmiş, kimse bunların dışına çıkıp, köşeyi dönmeye çalışmıyor. Şimdi, karar verin lütfen, bu ülkede yaşanır mı ?








 Yazılan Yorumlar...
NEŞE
(23 Kasım 2012)

Brüksel pahalı bir şehirdir,kiralayacağınız ev eşyasız olacaksa 1000 € civarında olur,1000 € da masraflara koysak aylık 2000 eder,tabii bu paraya elektrik,su,yakıt eklemedik...Eşyalı evler çok pahalıdır,eğer öyle bir seçenek istenirse 100 metrekareden vazgeçip ufacık bir stüdyo kiralamak gerekir..

HazarFun
(23 Kasım 2012)

Merhaba,
100 metre kare bir ev kirası, aylık yeme içme vb masraflarla karı koca dan oluşan bir aile aylık ne kadar parayla yaşayabilir bürüksel de ?
Teşekkürler

NEŞE
(21 Ekim 2012)

Belçika nın tümü,özellikle Brüksel pahalı bir şehirdir,hele giyim bize göre çok pahalıdır...Orta kalite alış-veriş Rue Neuve de ,İyi ve lüks kalite Avenue Louise de ucuz ve kalitesiz Türk mahallesinden olacak...Bence Çikolata dışında alış-veriş yapmayın derim,Çikolatacı Leonidas en kalitelisi....

dogan
(21 Ekim 2012)

çok güzel özetlemişsiniz.teşekkürler.giyim ucuz mı pahalımı? brükselde ucuzluk yerlerını nerde bulabılırım.

NEŞE
(04 Şubat 2011)

Bana sorarsanız çikolata dan başka hediye alınmaz...Danteller çok pahalı,ucuz olanlar zaten Çin malı...Artık Türkiye de herşey mevcut,çikolatalar da hatıra niyetine olacak !!Biz Türkiye ye dönerken koca bir evin eşyasını getirmiştik ,üç yıl boyunca kullandığımız tüm eşya Türkiye ye nakledildi,çok zor oldu tabii..sevgiler..

Erdin İVGİN
(04 Şubat 2011)

Neşe Hanım yazınız için çok teşekkür ederim.
Görev gereği 4 günlüğüne gittiğim Brükselde sizin yazdıklarınıza benzer gözlemlerim olmuştu. Ancak Türkiye’ye dönerken hediye almak istediğimde çikolata dışında bir şey bulamamıştım. Dantelleri de ünlüymüş ama çok pahalıydı. Kutu kutu çikolata aldım. Ancak çok farklı fiyatlarda çikolata bulunuyor.
Sizce Belçika’dan dönerken ne tür hediye alınabilir? Teşekkürler.

hakangeziyor
(01 Ocak 2011)

Hocam, bir yaşayan olarak Belçikayı oldukça hoş bir şekilde özetlemişsiniz...Kaleminize sağlık..."Yaşanır mı?" sorusuna gelinde, onu herhalde biraz düşünmem lazım :)

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.