Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Türkiye ::::: Van ::::: Van Gölü Ekspresi ile Anadolu Yollarında...        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Türkiye Van 20 Şubat 2022 26  Aralık 2021
30  Aralık 2021
985 6 Şükran Şahin 

 Van Gölü Ekspresi ile Anadolu Yollarında...
 (Gezi)

Dünyayı saran bu pandemi virüsü bitmek bilmiyor,  içimizdeki gezme dürtüsü de bitmiyor. Aşılar maskeler el yıkamalar sayesinde az da olsa gezme dürtümüzü gezilere dönüştürebiliyoruz. 2014'ün Şubatında Doğu Ekspresiyle Kars gezime doyamamıştım. Zaten tren yolculuğu taa çocukluğuma dayanan bir oyun gibidir. Yurt dışı seyahatlerimde de trenler vazgeçilmezimdir. İçinden tren geçen yazılmış ne güzel sözler, hikâyeler ve filmler vardır. 

Van yolculuğumuz başlıyor...

"Bir kere yanlış trene bindiyseniz koridordan ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur." Nietzsche

"Manzara değişir insanlar değişir ihtiyaçlar değişir ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil." Paulo Coelho

Yol gitmek içindir beklemek için değil. Haydi, başlasın yolculuğumuz...

Kompartımanlar yeni yıl konseptli süslendi...

Bu yüzyılda hızlı, tempolu yaşama inat tren yolculukları görsel ve içsel bir yolculuktur. Hele birde bu yolculuk dostlarla yapılırsa değme keyfine. Dört seçilmiş kardeş Van Ekspresiyle 5/6 günlük bir program yaparken bu meşakkatli yolculuğu kolaylaştırmak için, Maxi gezi turundan beş günlük bir tatil satın aldık. İyi ki de böyle yapmışız. Tur beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı. Rehberimiz Naim bey'inde o coğrafyada doğup büyümesi bizim için bir zenginlik oldu. 

İstasyonlarda o kentin havasını solumak bambaşka bir heyecan...

Susanna Tamora diyorki: Her zaman yapılan yanlış nedir bilir misin. Yaşamın değişmez olduğunu sanmak, trenin ray değiştirmeden sonsuza kadar gideceğini düşünmektir...

Oniki kişilik tur grubuyla Ankara tren garında buluşup kompartımanlara dağılıyoruz. Odada iki kişilik portatif yatak, mini buzdolabı, lavabo, minik masa ve portatif yataklar hazır. Getirdiğimiz yeni yıl temalı süslerimizle odamızı özgünleştirip, buzdolabına yanımızda getirdiğimiz yolculuk lezzetlerini yerleştiriyoruz. Tren sıcak ve temiz. Her vagonun tuvaleti ayrı. Odamız son vagona yakın olduğu için trenin en arka camından rayları ve manzaralara ulaşmamız çok kolay. Manzaralar fotoğraf tutkunları için davetkâr. Bizde bu fırsatı deklanşöre basarak kaçırmamaya çalıştık yolculuk boyunca. İç Anadolu'nun bozkırları, Doğu Anadolu'nun sarp coğrafyası, tektonik göl Hazar, Keban Barajı, Murat Nehri, Muş Ovası ve diğerleri belgelendi fotoğraflarla.
 
Ne demiş Khaled Hosseini; Yaşam bir trendir, atla...

Trenden doyumsuz manzaralarla birlikte kimi haberli kimi habersiz bizden kareler...

60 durak sonra son istasyonumuz Tatvan. Tren havalandırmasının tam altındaki vagona denk düşen odamızda yankılanan bilumum seslerden biraz uykum kaçsa da (keşke kulak tıkacı getirseymişim) uykuya dalabildim. Başlıca istasyonlar Kayseri, Sivas, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Tatvan ve küçük istasyonlar. Anadolu her köşesi sürprizlerle dolu, şanslıyız. Yol boyunca trenin özgün ritmik sesleri eşliğinde penceremizden manzaraları daha farklı görüyorum. Her şey ortamın hissettirdikleri değil midir? Hayat insanın içinde bulunduğu zihin durumu değil midir?

Yollarda güzellikler bitmiyor. Palu'da Murat Nehri üzerindeki Tarihi Köprü de bunlardan biri...

Melik İzzettin Şir mezar anıtı...

Sabahın ilk saatlerinde Elazığ'daki Murat Nehrinden geçiş, Hazar Gölü, Muş Ovasının, doğal güzelliklerini kaçırmıyoruz. Yukarı Kaleköy Barajı, Keban Barajı da gözümüze takılanlar. Doğu Ekspresiyle Kars yolculuğumda görüntüme birkaç tilki de yakalanmıştı, bu yolculukta kargalar ve kuşları görüyorum sadece. Bursa, İstanbul, Keşan, İzmir ve Ankara'dan gelen gruplar var. Herkes hayatından memnun, neşeli ve meraklı. Vagonlara kadın eli değmiş ve renklenmiş. Ortak alan trenin lokantasında, pandemi nedeniyle hazır paketli az sayıda kuru gıdaların yanı sıra çay ve kahve her daim hazır. Trendekilerle sohbetler, özellikle halaylar, yöresel oyunlar ve ortak ikramlarla kaynaşılan ortamlar uzun saatler sürüyor. 28 saat süren yolculuğumuz bir saat sürmüş gibi, Van Gölüne, Tatvan'a varıyoruz. 

Havanın bir ara -20'yi görmüş olması Ahlat Selçuklu Mezarlığı- Emir Bayındır Kümbeti'nin güzelliğine gölge düşüremiyor...

Van lezzetleri (Gırar çorbası, meşhur Van kahvaltısı, kavurma, büryan kebabı)...

Tatvan'da nefis büryan kebabıyla bir mola ve karanlık olmadan istikamet Ahlat Selçuklu Mezarlığı (Emir Bayındır, Çifte Kumrular, Ulu Kümbetler). 210 dönümlük bir alanı kaplayan Ahlat Selçuklu Mezarlığı'nda farklı biçimlerde yaklaşık 8200 mezar taşından, 118 tanesi de anıt niteliğinde. UNESCO tarafından  Dünya Mirası Geçici Listesi' ne alınan bu yer Ortaçağ dönemine ait dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlığı. O dönem mimari, kültürel ve sanatsal gelişmelerin beşiği olan Selçuklunun merkezi Ahlat zamana meydan okumuş ve bu olağanüstü güzellikteki ve anlamlı yazıların, şekillerin işlendiği bu büyük mezar taşlarından gözlerimizi alamıyoruz. Yaşam ve yok oluşun bize manevi mirası bu açık müze. Dikili mezar taşları bir asker duruşuyla, biz sizi koruyoruz der gibiler. Bazıları boşuna bu mezar anıtlarına taş bekçiler demiyor. Bu coğrafyayı taçlandırdığını hissettiğim bu yeri belleğime nakşedip gizemli güzelliği ardımda bırakarak otelimize yerleşiyoruz.
 
Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı sonrasında Doğubayazıt'ın tarihi evleri giriyor kadrajıma...

Doğubayazıt tepelerinden herkese selamlar...

Van Life Otel'i güler yüzlü, çözüm odaklı personeli, kahvaltısı, lezzetli yemekleriyle ve temizliğiyle gönül rahatlığıyla gezginlere tavsiye edebilirim. İki ay önce açılan bu otel umarım hep böyle devam eder. Van'ın nüfusu 1.149.342. Van; Kuzeyden Ağrı, Batıdan Bitlis, Güneybatıdan Siirt, Güneyden Hakkâri illeriyle, doğudan da İran'la sınırı olan bir il. Anadolu'nun en büyük kapalı havzası, sodalı ve tuzlu gölü  olan Van Gölü bu bölgenin şansı. Her mevsim ayrı bir görsel şölen sunacağını hayal edebiliyorum. Yazın mavi bayraklı kıyıları olduğunu duymuştum. Sahillerinde denize girilip, kışın da kayak merkezlerinde kayabilmek her şehre nasip olmaz. Dünya'nın hâlâ yaşanılan en eski kentlerinden biri.


İshak Paşa Sarayı her yerden inci gibi parlıyor...

Van 100.Yıl üniversitesi Kampusu içinde yer alan ve Van'ın simgelerinden olan Van Kedi Evindeyiz. Gözlerinin renkleriyle ünlenen Van kedilerini korumak ve soylarını devam ettirmek için kurulmuş. Ücret karşılığı mama alıp kedileri doyurup onlarla bir arada olunabiliyor. Kediciler kedileri sevmeye doyamadılar. Çok tatlılar gerçekten, bende bakmalara doyamadım. 


İshak Paşa Sarayı'ndan detaylar...

Karlarla bezenmiş muhteşem görüntüsüyle Muradiye Şelalelerinde mola veriyoruz. Coşkulu akan suyu, bazı kısımlarının donması sonucu buzdan kristal heykel gibi görüntüleri, şelalenin kulağımızda yankılanan sesleri, Akan suların kavuştuğu Bend-i Mahi Çayının devinimi, yanı başındaki köprüsü, çevresindeki farklı formda ağaçları ve bitki örtüsüyle bir masal dünyasındayız sanki. Başrolde kar, su, ağaçlar, dağlar bitkiler var. Bu masal hep devam etsin istiyorum, ancak şelale kafenin sıcacık sobasının etrafında bir çay ve kahve içmenin kışkırtıcılığına kapılıp masaldan ayrılıyoruz ve fakat gözümüz yine bu eşsiz manzarada. 

İshak Paşanın tam karşı tarafındaki Bayazıt Selim Camii...

Geçim kaynağı hayvancılık olan insanların yaşam alanları...

Efsanelere konu olan ülkemizin en yüksek dağı Ağrı Dağını seyrederek yolumuza devam ediyoruz. Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı Dağının en güzel görüntü veren yerinde bir mola vermeden olmaz. Rehberimiz Naim Bey bize her molada doğduğu coğrafyayı içtenlikle, bazen çocukluğuna dair anılarıyla bilgilendiriyor.


Hoşap Kalesi, Gürpınar...

Turistik fotoğraflardan bir tepenin üzerinde tüm ihtişamıyla belleğime kazınmış (özellikle gün batımındaki görüntüsüyle) en önemli tarihi yapılarımızdan biri olan (Doğubayazıt) İshak Paşa Sarayına giderken heyecanımı gizleyemiyorum. 2000 yılında Dünya Miras Geçici Listesi'ne alınmış. Yüzlerce odalı sarayda; türbe, cami, surlar, iç ve dış avlular, kütüphanesi, zindan, divan ve harem salonları var. Aslında bir külliye gibi burası. Çolak Abdi Paşa tarafından başlatılmış, haleflerinden İshak Paşa tarafından tamamlanmış. Tam 99 yıl sürmüş sarayın yapımı. İlginç bir hikâyesi de var. Mukarnaslara, yöreye özgü taşlarına, kubbelere, kapılara, merkezi ısıtma sistemine, yapının mistik yönüne, camisinin kare planlı tek kubbeli olan sadelik içindeki görkemine, hamamına, girişteki devasa işlemeli kapısına, hayat ağacı motifli taşlarına hayran kaldım. Osmanlı mimarisinden çok, Selçuklu, İran ve Batı mimari etkisi hissediliyor. İshak Paşa Sarayının 2014 yılında yapılan restorasyonuyla ilgili olumsuz yazılar okumuştum, bu yüzden hazırlıklıydım. İlgililer her ne kadar korumak için yapıldığını savunsa da gerçekten çok üzüldüm. Çektiğim fotoğraflarda dokusuna uymayan bu cam tavan görünmesin diye çok uğraştım. Ayrıca bir apartman büyüklüğündeki trafo hattı biraz uzağa yapılamaz mıydı? Gerçi son yıllardaki bazı tarihi eserlere yapılan restorasyonların hangi birisine üzülelim. O kadar çok var ki!

Akdamar Adasına doğru giderken, balıkçılara bir selam...

Rotamız Zengezur mahallesinde  Ararat Restaurant. Yöreye has gırar çorbasıyla başlıyoruz yemeğe. Kadınların tokmakla döverek yaptıkları suda haşlanarak yapılan meşhur Abdigör köftesini istiyoruz fakat bittiğini söylüyorlar. Lahmacunla avunuyoruz. Hemen yanı başında kapsamlı bir halı mağazası var. Görülmeye değer. 

Akdamar Kilisesi...

Sonrasında rota Doğubayazıt'taki Kaçakçılar (Büyük Çarşı) Çarşısı. Sigara, içki, çay, cam/seramik objeler, elektronik eşyalar, marka olduğu söylenen parfüm, gözlük, saat, tekstil,v.b. Buradan aldığımız deve tüyü çoraplar ve içlikleri üşüyenlere tavsiye ederim. Bu çarşı ilgimi çekmese de sanırım yöreye ekonomik katkısı olsun diye programa eklenmiş olabilir.


Akdamar Kilisesi...

Karlarla kaplı sıradağları, kilometrelerce uzunluktaki yerleşim yeri olmayan bölgeleri, doğal güzellikleri seyrederek yol alıyoruz. Bir kartal yuvası görünümüyle Hoşap Kalesi (Güzelsu) ve Çavuştepe'yi (Sardurihinili) hayranlıkla inceleyerek yol boyunca rehberimizin tanıtımlarıyla Zernek Barajını, Gürpınarı, sonrasında Fıstıkçı Şahap sıradağlarını seyrederek Gevaş'a gidiyoruz. 

Muradiye Şelalesi mükemmel görünüyor...

Halkın Van Denizi dediği göldeki bir tekneye biniyoruz. Denizdeymişiz gibi geniş ferah maviliklerde, pırıl pırıl güneşin altında Gevaş ilçe sınırlarında olan  Van Gölü'nün içinde yer alan ikinci büyük ada Akdamar Adasına (Ahtamar) doğru yol alıyoruz. Adanın adının nereden geldiğine dair hüzünlü yaygın halk hikâyesini internetten bulabilirsiniz. 19. yüzyıl sonlarında 300 civarında keşişin ikamet ettiği manastır, 1895 ve 1915 olaylarından sonra terk edilmiş. Adadaki Kutsal Haç Kilisesi, Vaspurakan Kralı I.Gagik'in emriyle 915-921 yıllarında Keşiş Mimar Manuel tarafından inşa edilmiş. 2007 yılında geçirmiş olduğu yenileme sonucunda Anıt Müze olarak hizmete girmiş. Restorasyonu son derece başarılı olmuş. Kilise mimari açıdan Ortaçağ Ermeni sanatının en parlak eserleri arasında sayılıyor. Kızıl andezit taşından inşa edilmiş olan kilisenin dış cephesi; alçak rölyef şeklinde işlenmiş zengin bitki ve hayvan motifleriyle ve Kutsal Kitap'tan alınma sahnelerle bezenmiş. Yunus Peygamber'in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ile Havva'nın Cennet'ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat'ın mücadelesi, Samson Filistinli İkilisi, ateşte Üç İbrani Genci, Aslan ininde Daniel sahneleri rölyefleri oldukça etkileyici.  

Akdamar Grand Deniz lokantasının lezzeti ızgara İnci Kefali...

Bu güzellikleri gör de aşık olma...

Akşam Van'ın sokaklarını arşınlıyoruz. Ankara'da hangi mağazalar, markalar varsa hepsi mevcut. Vanlılar giyime ve alışverişe düşkün anlaşılan. Boşuna "Doğunun Paris"i demiyorlar! Ayrıca İran, Irak'tan alışverişe gelenler her yerde, elleri alışveriş torbalarıyla dolu. Buranın çok ucuz olduğunu, günübirlik alışverişe geldiklerini anlatıyorlar. Bizde meşhur otlu peyniri, lavaş, keçi peyniri, çatak balı, kara kovan kütük balı, kurutulmuş tuzlu balık, ceviz reçeli, otlu peynirin içine konan kurutulmuş sebzeler, yöresel kavut unu alıyoruz. Şehrin birçok yerinde istediğiniz şeyleri bulabileceğiniz mandıralar mevcut. Tarihi Peynirciler Çarşısında da yöresel ürünlere ulaşabilirsiniz. Otelimize dönüp sonrasında Van'daki eğlence ortamını görmek için, bir fasıl yerine gidip türkülerle eğleniyoruz. Pandemi nedeniyle camları açık olan bir köşe buluyoruz. İnsanlar uyumlu ve ortam neşeli. Türküler bir harika. 

Kampüsteki Van Kedi Evinde kedileri sevmelere doyamadık...

Van merkezli kurulan bir devlet olan Urartular mimaride ve maden işçiliğinde oldukça ileri düzeyde olup, özelikle takı yapımında oldukça usta ve gümüş işlemede kendilerine has "savat" olarak bilinen bir teknik kullanıyorlardı. Van'da bu mirası devam ettiren Arubani Gümüş üretim Atölyesi'nde turistlere hem savat işçiliğini uygulamalı gösterip, hem de bilgi veriyorlar. Burada yüzlerce özgün gümüş takılar her zevke hitap ediyor. Bu sanatı hala devam ettirenlere bir alkış. Birde aynı yerde mini bir Van Kedi Evi var. Kedilere doyamayan arkadaşları kedilerden zor ayırabildik.
 

Van Arkeoloji Müzesinden kareler; Urartu mirası Savat Gümüş işçiliği...

2011 depreminde hasar gören Urartu Müzesi 2019 da Van Kalesinin hemen yanı başına taşınmış. Büyük ve etkileyici bir müze. Üstelik farklı bir müze bence. Van (eski adı Tuşpa) Urartulara başkentlik yapmış. Urartular benim çok hayranlık duyduğum bir uygarlık. Bu yüzden bu müzede olmak heyecan verici. Müzede; çoğunlukla Urartular, Roma, Bizans, Selçuklu, Akkoyunlu ve Karakoyunlu ile Osmanlı dönemlerine ait eserler, sikkeler ve Van halk kültürüne ışık tutan etnografik eserler var. Urartu'nun çivi yazılı zafer stellerine bayıldım. Müzede son yıllardaki yeniden düzenlenen müzelerde gördüğümüz dijital düzenlemeler, etnografik kültürel 3 boyutlu canlandırmalar, çocuklar için müze etkinlik atölyesi gibi uygulamalar takdire şayan.

Solda eski bir Van Evi, sağda ise Van'da halıcılık örnekleri...

Müzeden ruhum ve gözüm aydınlanmış olarak çıkıyorum. İstikamet Van Kalesi. Karlı yollarda bir saate yakın keyifli bir yürüyüş ve sonunda tüm kente hakim 360 derecelik panoramik görüntü gerçekten görülmeye değer. Bizler düşeriz korkusuyla karların içinden çok dikkatli ve ağır adımlarla yürürken, yörenin insanları koşarak çıkıyor, iniyor. İnanılır gibi değil. Demek ki coğrafya kaderin oluyor. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edilen Van Kalesi, Urartular'dan günümüze birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. 1800 m. uzunluğunda, 120 m. genişliğinde ve 100 m. yüksekliğindeki kalker bir kayalığın üzerindeki bu kalede bulunan yazıtlar, kaya mezarları, tapınaklar, surlar, camiler Osmanlı burçları ve kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan eserler 2700 yıllık tarihe ışık tutuyor. Kale Urartu'nun başkenti Tuşpa'yı kuş bakışı görecek şekilde inşa edilmiş. Eski Tuşpadan kalabilen yapılardan Hüsrev Paşa Cami, Koçi Bey Camii kaleden çok güzel görünüyor. 

Müze bahçesinden Van Kalesi ile sağda Van Kalesinden kareler. Soldaki Süleyman Han Cami...

Van Kalesi'nde iç kale kapısı ve burçlar...

Bugün son günümüz ve fakat yoğun gezi programı ve otelin kahvaltısından memnun olmamızdan olsa gerek, hala bir Van kahvaltısı yapamadık. Brunch gibi olsun diyerek öğle yemeğimizi Van kahvaltısı olarak yapmayı planlıyoruz. Her yerde kahvaltı mekânları var, hatta Kahvaltıcılar Sokağı bile var. Coğrafi konumu açısından Van'ın İpek Yolunun üzerinde olması yüzyıllar içinde kahvaltı ve yiyecek kültürünü geliştirmiş. Araç şoförümüzün önerisiyle "Bak Hele Bak Yusuf Konak Kahvaltı Kültür Sarayı"nda enfes kahvaltımızı yapıyoruz. Geniş mekânda mini kütüphane, etnografik, otantik eşyalar ve objelerden ötürü nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Yöreye özgü Van balı, manda yoğurdu kaymağı, süt kaymağı, lavaş ekmeği, Van çöreği, keçi ve koyun sütü yayık tereyağı, cacık, otlu peynir, murtuğa ve kavut dikkatimi çekenlerden. Kahvaltıda beğendiğim için kavut unu satın aldım, ara sıra tereyağ ile kavurup bal ile karıştırıp afiyetle yiyoruz. Gezi programında olan çok merak ettiğim etkinliği en son 1441'de sönmüş olan Nemrut Dağını ve Krater Gölünü hava şartları nedeniyle göremiyoruz.
 
Solda eski Van-Tuşba (sağda Hüsrev Cami solda Koçi Bey Camii) ve kuşbakışı Van manzarası...

Ankara'ya dönerken uçaktan aşağıya baktığımda tüm güzelliği ve gizemiyle Nemrut Krater Gölünü görüyorum. Seyrederken unutuyorum, neyse ki gölden tek kadraj yakalayabiliyorum. Akşamın alacakaranlığında uçaktan gördüklerimden bu bölgede yerleşim alanlarının azlığı, kilometrelerce boş alanlar, krater gölü, sarp yamaçlar, tek tük ışık yanan yerler İzlanda gezimi anımsattı. Van ve çevresi farklı bir bölge ve sürprizlerle dolu. Ayrıca halkı ve esnafı saygılı, güler yüzlü ve barışçıllar. Bu yazım vesilesi ile çok sevgili öğrencim Ersin Taşçı aracılığıyla tanıştığımız Tatvan Liman Başkanı Abdurrahman bey'e güzel ev sahipliğinden ötürü teşekkürlerimizi iletmek isterim.

Geleneksel Van modası ve yaşatılmaya çalışılan savat gümüş işçiliği...

Uçak penceresinden Nemrut krater gölünden tek bir kare çekebildim...

 Bu bölge keşfedilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Gezginlerin görmesi gereken eşsiz bir coğrafya. Hatta şimdiden gurubumuzla Van Gölü ve çevresinin İlkbahardaki çiçekli, yeşilli doğasını, inci kefalinin göçünü görmek sonra aynı gezide Van'ın yanı başındaki İran'a gitme planları yapmaya başladık bile. 

Seyahatle kalın...

Hepinizi bu şiirsel güzelliği görmeye davet ediyorum...
 











 Yazılan Yorumlar...
Şükran Şahin
(21 Mart 2022)

Canancım çok teşekkürler, senin fikirlerin birikimlerin benim için önemli. Biz dört seçilmiş kardeş yaklaşık 30 saatlik tren yolculuğumuz nasıl geçti anlamadık. Aynı durumu seninle doğu ekspresiyle Karsa giderkende yaşamıştık. Hedefte Kurtalan ekspresi var değilmi? Trenlere çok alıştık. Eleştirilerini dikkate alacağım, geze kalalım her daim.

ozalcan
(21 Mart 2022)

Sevgili Şükran Şahin. Doğu Ekspresinden sonra birlikte trenle yaptığımız bu ikinci gezimiz . Van gölü Ekspresi ile Van.
Bu yazını evde sıkıldıkça, o günleri özledikçe ara ara okudum. Fotoğraflara hasretle baktım. Sonra yüzümde kocaman bir gülümsemeyle hayallere daldım. Bu sefer, "unutma canan yorum yazmayı" diyerek kendimi bu duygudan sıyırdım.
İyi bir gezgin, iyi bir sanatçı ve araştırmacı olarak seninle seyahat etmek bizler için bir şans. Çevrene bakış açınla, kadrajınla, entelektüel yaklaşımlarınla gezimiz ve Vana bakışımız daha da zenginleşti. Bu yazın da diğerleri gibi harika olmuş. Ayrıca gezginler için güzel bir kaynak. Fotoğraflara gelince; yılların sanat eğitimcisi ve ressamı olarak, fotoğraflara kattığın estetik, zevkle izlemeyi sağlıyor. Buradaki tek eleştirim sanırım yayınlanırken fotoğraflar ile yazılar eşleşmemiş. O düzelse bölgeyi bilmeyen okurlar için daha faydalı olabileceğini düşündüm. Emeklerine sağlık. Yeni yazılarını bekliyorum.

Şükran Şahin
(22 Şubat 2022)

Nihani bey,
Ahlatlı olduğunuzu bilmiyordum, ülkemizin her bölgesi farklı bir coprafya. Hayranlıkla gezdiğim bir coğrafya oldu. Pandemi ve ülkenin ekonomik koşulları, dolar/euronun durumları nedeniyle ülkemizi daha çok geziyoruz👍Teşekkürler güzel düşünceleriniz için. Sizin gezi sunumlarınızı, gerçekten hayranlıkla izliyoruz bizde👍

nihani
(22 Şubat 2022)

Elinize sağlık çok güzel bir yazı, Ahlatlıyım o yöreyi biliyorum, sizin yazınızla tekrar gezmiş gibi oldum. Fotoğraflar da çok iyi, teşekkürler.

Şükran Şahin
(20 Şubat 2022)

Hakan bey, gerçekten ne şanslıyız, ülkemizin kültürü, coğrafyası, lezzetlerinin zenginliği. Her bir köşesi keşfedilmeyi bekliyor. Size yine teşekkürlerimi bir borç bilirim. Ne güzel yerleştirmişsiniz🙏

hakangeziyor
(20 Şubat 2022)

Hocam, tren yolculukları her daim keyif vermiştir bana. Yurtdışında da fırsat buldukça trenle seyahat etmeye özen gösteriyorum. Gerçi Vana trenle gitmedim ama yine de çok keyif aldığım bir şehirdi. Üç defa görmek nasip oldu, benzer şekilde Doğubeyazıtta öyle. Restorasyon konusunda aynı fikirdeyiz, çok itici ve aykırı bulmuştum. Hani yapmasanız daha iyi diye düşünmüştüm. Kaleminize sağlık...

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.